Neden HAYIR ? Sınıf Mücadelesinin Güncel Hedefi HAYIR - İlhan Kamil Turan

"Ülkemizin ve halklarımızın gereksindiği yeni bir başlangıcın şu anki uğrağı, sınıf mücadelesinin şu anki en güncel tarihsel hedefi, bu faşist Anayasa değişikliğine hayır demekten, hayırı örgütlemekten; faşizmi, kendisini ebedi kılma yanılgı ve çabasıyla birlikte geriletip nihai olarak alt etmeye yönelmekten geçiyor."
2017-04-11

16 Nisan’da yapılacak olan Anayasa değişikliği halk oylaması, aslında uzun bir süreden beri fiilen gerçekleşmekte olan, siyasal sistemi de içeren rejim değişim, dönüşümünün en kritik anı olacaktır.

Rejim değişiminin gerek dünden bugüne uzanarak kapsadığı alanlar, gerekse birikmiş iktisadi, siyasi, ideolojik sorunlar oldukça fazla. Üstelik bunlar siyasi, iktisadi, toplumsal yapıda önemli kırılganlıklar, kriz dinamikleri oluşturmaktadır. Bunların önde gelenlerini şöyle sıralayabiliriz.

Uluslararası ekonomik iş bölümü ve emperyalizme artan eklemlenme süreci uyarınca ithalata bağımlı fason üretim ve aşırı dış borçlanma egemen olmuş; sanayi sektörlerine önemli girdiler sağlayan büyük kamu sanayi kuruluşları tasfiye edilmiş; dıştan içe-içten dışa yönelik mal ve sermaye hareketlerine tanınan serbesti ve finansallaşma politikaları ile büyük ölçekli sanayi üretimi ve yatırımları çok zayıflamıştır.

Kamu idari yapısı ve devletin tabi tutulduğu neoliberal kurumsal-otoriter dönüşüm sonucu devlet ile kamusal-toplumsal kaynak ve varlıklar arası ilişkide kamu-toplum yararı ölçütü dışlanmıştır. Anayasaya, yasalara, hukuka uygunluk, özerklik, hak ve özgürlük alanları, piyasanın ve değişim geçiren siyasetin gereklerine tabi kılınmıştır.

Devletin eğitim, sağlık, barınma, enerji, ulaşım ve temel sosyal haklar bütününe dair yükümlülüklerinin yerini piyasa çıkarları almış; sürekli Anayasa, yasa/mevzuat değişiklikleri ve serbestleştirme/özelleştirmelerle kamusal üretim ve hizmetler piyasaya açılmıştır. Sermaye-bürokrasi ve daha genelde sermaye-iktidar-devlet arası ilişkilerdeki salınım, tekelci otoriter bir boyut kazanmıştır.

Sermayenin iç yapısı ve bileşiminde değişim gerçekleşmiş; sermaye birikimi politikalarının eski ve yeni güçleri arasındaki egemenlik mücadeleleri eşliğinde üretim-rant-faiz-kâr-bölüşüm ilişkileri giderek kentsel-kırsal-tarımsal alanlara ve doğal çevreye kadar uzanmıştır. Bu alanlardaki ekonomik çıkar döngüsü, giderek kişiselleşen siyasi iktidarın eli ve gözetiminde merkezileşmiştir. Emek/üretim süreci esnekleştirilmiş, kuralsızlaştırılmış, güvencesizleştirilmiştir. Çalışma koşulları, ücret, güvence, örgütlenme, emeklilik koşulları, daha fazla gayri insani boyutlara varmıştır.

Liberal sağ siyasetin de suç ortaklığıyla kesikli ve temsili kısmı sürekli daraltılarak uygulanan parlamenter sistem, siyasal partiler ve siyaset kurumları; 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 faşizmleri ve Özal’ın bayrağını açtığı neoliberal iktisat-siyaset tarafından sistemik bir şekilde zayıflatılmış; Meclis neoliberal uyum ve yıkım yasalarını onaylama organı olmuş; yürütme erkinin başlıca ayaklarından biri olan Cumhurbaşkanının yetkilerinin genişletilmesi süreci ivme kazanmıştır.

Kürt savaşı, devlet kurumları, siyaset ve topluma çözücü ve çok yönlü bir şekilde yansımış; bölgesel boyutlarının Türkiye’ye ve bölgeye daha fazla yansımasıyla birlikte yeni sorun alanları oluşmuştur.

AKP iktidarının, emperyalizmin “uyumlu İslam” projesi doğrultusunda Ortadoğu’da üstlendiği misyon, iç ve dış siyasette yeni çelişkilerin oluşmasına yol açmıştır. 12 Eylül 1980’den itibaren hükümetler ve/veya siyasi iktidarların; yargı, sivil ve askeri gizli servisler, emniyet, silahlı kuvvetler içinde yuvalanma çabaları, sürekli çekişme, giderek devlet içi kriz kaynağı olmuştur. Özel olarak AKP-Cemaat koalisyonunun, yargı, üniversite, bürokrasi, siyasi, istihbari, askeri, “güvenlik” kurumları ve kamu teşkilatlarına yönelik ortak operasyonları ile Erdoğan/AKP-Gülen/Cemaat hareketi arasındaki siyasi, iktisadi rekabet; söz konusu alanlarda onulmaz yozlaşma ve çürümeye, kurumsal çözülmelere yol açmıştır.

AKP iktidarı, birbirinden farklı ekonomik, siyasal, sınıfsal, toplumsal muhalefet kesimlerine karşı siyasal zor/şiddeti, her an, her yerde gereksinir, onsuz yaşayamaz duruma gelmiştir. Türkiye, özellikle 2013 Haziran halk hareketinin başlangıcından bu yana sistemli şiddet ve katliamlar ülkesi haline getirilmiştir. Egemen ideoloji demetinin içindeki başat ideoloji veya ideolojik motifler değişmiş; dinci/mezhepçi, siyasal İslamcı, milliyetçi, faşist motifler öne çıkmıştır.

Siyasal sistem, rejim, anayasal düzenin bütünü kişiselleştirilmiş, tahakkümcü, mutlakî bir iktidar düzlemine taşınmıştır.

Yani Anayasa değişikliği dayatması ile faşizm; iktisat, siyaset, toplum; lider-din-devlet-millet birliği zorlaması yoluyla ömür boyu kurumsallaşmış egemenlik istemektedir.

Son bir nokta: Yüksek dış borç, bağımlı olunan döviz kurunun sürekli yükselişi (sürekli devalüasyon) ve iktidar ile paydaşlarının sermaye birikimini besleme kaynağı olan “mega/çılgın projelerin” devasa kaynak gereksinimi, halkı ve ülkeyi daha fazla gerecek ve yoksullaştıracaktır. Bunu karşılayacak başlıca üç kaynak ise, sömürü zinciri ve doğrudan-dolaylı vergilerle bunalan halk; kaynağı belirsiz ve gizli bir bağımlılık faktörü olan sıcak para girişi; elde kalan gelir getirici büyük kamu kurumları ve varlıklarının Türkiye Varlık Fonu Anonim Şirketi üzerinden ipotek altına sokulması olacaktır. Bu noktada belirtmeliyiz, düzenin egemen burjuva hukukuna göre adalet, mülkün, yani ülkenin temelidir. O halde mülk sayılan ülkenin tarihsel olarak çökmesinin ve bu duruma karşı yurtseverce yeni bir başlangıca yönelimin koşullarının oluştuğu bir eşikte olunduğu da görülmelidir. Yukarıda dile getirilen olguların bütünü, düzenin dünden bugüne geldiği noktayı, nasıl içsel bir şekilde dönüşüp ülkeyi dibe vurduracak bir yönelim içinde olunduğunu; erk kullanımının doruğu sanılan yerin aslında iktidardan sertçe düşüş yollarını oluşturan çelişki, çatışma, çözülme ve karşıt kurucu dinamiklerle dolu olduğuna işaret etmektedir.

Ülkemizin ve halklarımızın gereksindiği yeni bir başlangıcın şu anki uğrağı, sınıf mücadelesinin şu anki en güncel tarihsel hedefi, bu faşist Anayasa değişikliğine hayır demekten, hayırı örgütlemekten; faşizmi, kendisini ebedi kılma yanılgı ve çabasıyla birlikte geriletip nihai olarak alt etmeye yönelmekten geçiyor.

Egemenliğin, sömürü ve zulüm mekanizmaları veya kişilerde değil halkta; sözün, yetkinin, kararın üretende, halk iktidarında olacağı; demokrasinin eksiksiz, dolaysız, kesintisiz ve bütün tamlığıyla yeşereceği Cumhuriyetçi, laik, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, barış içinde insanca bir arada yaşanacak başka bir Türkiye, başka bir dünya için tabii ki hayır, hayır, hayır.