HAYIR'ın Kahkahası Sürüyor - Sena Özcanlı

Nar Kadın Dayanışması
2017-06-22

Ahlaksızlığı, ahlak edinen “yüce” kapitalizmin, 21. yüzyılda insanlığa bahşettikleriyle yaşıyoruz. İnsanlığın bitmeyen öyküsü özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi, tüm dünyayı saran gericilik dalgasıyla imtihan ediliyor. Türkiye’de ise kadınlar için zaten hiçbir dönem kolay olmayan yaşam, siyasal İslam’ın parlattığı erkeklik ile günbegün kadınların hayatını daha fazla tehdit ediyor. Kadınların nesiller öncesi kazandıkları haklar, yok sayılarak var olan pozisyonlarından daha da geriye götürülmek üzere iktidar tarafından girişimlerde bulunuluyor. Bu noktada kadınların var oluşu ve hak mücadelesi hadsizce tekrar tartışmaya açılıyor.

Son 15 yılda verilen fetvalar ve küfür ayarında söylemler yüzünden kadınlar, 21. yy Türkiye’sinde sokağa çıkamaz hale geldi. Günbegün işte, okulda, sokakta yaşam hakkı tehdit edilen kadınlar, iktidar politikaları ve yargı eliyle kamusal alandan tecrit edilmek isteniyor. Yaşam tarzlarına yönelik saldırılar, kendisine din eksenli bir referansla meşruluk zemini sağlamaya çalışıyor. Şort giymek, etek giymek, hamileyken parkta spor yapmak İslam gereklerine uygun olmadığı ve erkeği tahrik ettiği gerekçesiyle darp edilmeye “müstahak” görülüyor. Yani bir kadının kıyafetinin şekli, cinsel ya da fiziksel saldırıyı “hak etmesi” anlamına gelebiliyor. Bu savunmalar, failleri ifade sonrası serbest bırakmaya yetiyor. Kadınlardan kaçabilirse!

Erkekler kendilerine haklı gördükleri bu saldırıları, iktidarın “hamile kadının sokağa çıkması terbiyesizliktir”, “kadın ile erkek eşitliği fıtrata ters”, “kadınlar herkesin içinde kahkaha atamaz”, “bir kereden bir şey olmaz” gibi söylemlerinin beraberinde faillerin yaptığı bu akıl almaz savunmalarla serbest kalması, emsal davaların yargı süreçlerinin faillerin lehine işlemesi ve caydırıcı bir cezayla sonlanmamasından cesaret buluyor. Sonunda tüm bunlar, toplumun kadına bakış açısını olumsuz yönde etkiliyor ve erkek egemen zihniyeti besliyor. Kadınlar, maruz kaldıkları saldırıların ardından uğradıkları saldırıyı sorgulayan değil “o saatte orada ne işi varmış”, “öyle giyinmeseymiş” gibi faili aklayıcı ve saldırıyı meşrulaştırıcı söylemlerle bir kez daha kadını yok sayan zihniyetle karşı karşıya kalıyor.

Melisa Sağlam ramazanda mini etek giydiği gerekçesiyle saldırıya maruz kalmadan 5 gün önce ilahiyatçı Cevat Akşit, konuğu olduğu TV8’in “Sahur Vakti” programında “O adetli kadınlar da biz tutmuyoruz diye sokakta bir şey yiyemezler. Dayak yerler ha bak” şeklinde fetva vermişti.

Kadına yönelik şiddeti meşrulaştırdığı gibi, cesaretini de gericilikten alan erkek şiddeti, iktidarın yayın organları tarafından dillendirilen ve kadınları hedef tahtasına oturtan işte bu fetvalar ile motivasyon kaynağı buluyor. Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz ,AKP Türkiye’sinde hiç olmadığı kadar sıvazlanıyor.

Maruz kaldığımız şiddetin ve tacizin sorumlusu sanki bizlermişiz gibi, toplu taşımalarda kadınlara ayrı otobüs ve vagon tahsis edilmesi gibi ayrımcı uygulamalara kalkışılıyor. Kadınlar toplum içerisinde korunması gereken ve gerekirse ortak yaşamdan izole edilebilir bir canlı olarak görülüyor. Toplumdan uzaklaştırılması gereken kadın düşmanları değil, “ortalığı karıştıran kadınlar” olarak görülüyor. Öbür taraftan karma vagon ve otobüslerde maruz kalınan şiddet ve tacize meşruluk alanı doğuyor. Çünkü “oraya binmeseymiş”, “oraya bindiyse hak etmiştir...”

Ulaşım gibi her insanın temel ihtiyaçlarından olan bu hak, kadınlara ayrı vagon ve otobüs tahsisi gibi “sığınak” alternatifi ile dayatılmak isteniyor. Asıl hedeflenen ulaşım, eğitim gibi ortak yaşam alanlarından kadın ve erkeği ayırarak toplumdaki kadın erkek eşitsizliği derinleştirilmek, kadını evden ve aileden ibaret bir canlı rolüne sıkıştırarak onu toplumsal ve sosyal yaşamdan yok saymak olduğunu görebiliyoruz.

Kadınların özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi tam da buralardan yükseliyor. Hem kazanılmış haklarımıza gasp hem de hayat tarzlarımıza ve yaşam hakkımıza yönelik saldırılar kadınların öfkesini sokaklara taşıyor. AKP’nin kadınların başına bela olduğu oranda, kadınlar da AKP’nin başına bela oluyor.

Hayır’ın gücünü adalet yürüyüşü ile devam ettiren halkın özgürlük mücadelesi, şüphesiz kadınların da adalet ve özgürlük mücadelesi için açılmış penceredir. Her ne kadar Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlasa da, bu yürüyüş, bizlerin, yani kadınların da adalet talebini haykıracağı bir yürüyüştür.

Siyasal İslam’ın karanlığı, aldığımız nefesten giydiğimiz kıyafete kadar hayatımızı sarmalamışken laikliğe olan ihtiyaç biz kadınlar için su kadar elzemleşiyor. Tüm yaşam alanlarını korku tüneline çevirmeye çalışan karanlık zihniyet karşısında hayatı yeşertecek olan, bu bilinçle büyüttüğümüz dayanışmamızdan aldığımız güçtür.