2019 Stratejileri ve Sol - Önder İşleyen

2017-09-08

Siyaset 2019 prizmasında şekilleniyor. İlk işaretleri referandumda ortaya çıkan bu şekillenme, 2019 –ya da erken 2019- hedefiyle hızlanıyor.

*

AKP’nin toplumu ikna etmekte zorlandığı, toplumsal bir enerji açığa çıkarma kapasitesinde önemli bir kayba uğradığını referandumda gördük. AKP'nin bu toplumsal dip dalga ile nasıl baş edeceği sorusu referandum sonrasında havuz medyasının da önemli sorularından birisi oldu. Erdoğan'ın 'kültürel alanda iktidar olamadık' sözleri ve 'metal yorgunluğu' tespitlerinden hareketle başlattığı seferberlik bunu verilmeye çalışılan bir yanıt. AKP içinde bu soruya farklı yanıtlar olduğunu görmek mümkün. Bir kesim kısık sesle de olsa artık bir hayale dönüşmüş olan 2002'e dönüş, demokratik açılımlar ve kapsayıcılıktan söz ediyor. Ancak bunların objektif olarak bir karşılığı kalmadı. Hem uluslararası alandaki gelişmeler hem de iç dinamikler AKP-Saray rejiminin yeniden hegemonik bir güç olarak gelişme imkanlarını ortadan kaldırıyor.  Erdoğan da düm düz ilerlemek dışında bir yol olmadığının farkında olarak, bir yandan Parti içinde yeni bir düzen kurmaya çalışırken 2019 stratejisini MHP ile birlikte tarikat-cemaatler koalisyonuna dayandırıyor. KHK'larla devlet bu yeni koalisyon doğrultusunda yeniden yapılandırılmaya çalışılıyor. Tarikatlar toplumsal tutunma aynı zamanda bir paramiliter güç olma anlamında AKP-Saray rejiminin önemli dayanaklarından birisi olarak öne çıkıyor. Sonunda toplumu yeni ve kuşatıcı bir iddia etrafında toparlama imkanı kalmayan siyasal İslam, devlet merkezli basıncı yükselterek ve muhalefeti de bunun basıncı altına alarak 2019 eşiğini aşmaya çalışıyor. Bu da referanduma benzer şekilde bir seçim olmayan seçim yaşanacağını ortaya koyuyor. 

*

Erdoğan'ın bu ileri hamleleri ile sorunu çözebilmesi ile mümkün görünmüyor. Siyasal İslamın yeniden yelkenlerini şişirebilmesinin hem uluslararası hem bölgesel hem de içsel dinamikleri ortadan kalktı. AKP-Saray rejimi o yüzden güç yoğunlaştırarak ilerlemeye çalışıyor.  OHAL altındaki 1 yılı aşkın zaman güç kullanma zorunluluğunun da bir sonucu. Ancak bu durum AKP'nin bir biçimde arkasına alabildiği, siyasal İslamcı blok dışındaki kesimlerdeki rahatsızlığı ortadan kaldırmaya yetmiyor. Erdoğan, o yüzden en uygun zamanda Başkanlık yetkilerini ele almak istiyor. Hem uluslararası alanda hem de içerde yaşadığı güç yitimini bu kez Başkanlık yetkileriyle aşmaya çalışıyor. Bu aynı zamanda pek çok noktada saflaşan ve dağılma dinamikleri oluşan Parti içindeki duruma tam hakimiyet için de gerekiyor. O yüzden de erken ya da baskın seçim senaryolarından belirli bir mesafe alındıktan sonra 2019'da seçimlerin yapılmasına kadar farklı senaryoların Saray koridorlarında dolaştığı anlaşılıyor. Buraya doğru giderken kimi sorun alanları da belirginleşiyor. ABD'de süren R.Zerrab davasına AKP'li Bakan Z.Çağlayan'ın da eklenmesi Erdoğan ailesini de içine alan bir risk alanını işaret ediyor. Erdoğan'ın 'pis kokular geliyor' diye değerlendirdiği bu gelişmenin nasıl ilerleyeceği ve nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağı önümüzdeki günler için önemli olacak. Dün yaşanan bir diğer gelişme de Varlık Fonu Başkanının görevden alınması oldu. Görevden almanın arkasında B.Yıldırım-B.Albayrak arasındaki para kontrolü üzerindeki bir güç mücadelesi olduğu yönündeki analizler hiç de yabana atılır değil. Bir tür Saray entrikaları ve Saray içi güç mücadelerini önümüzdeki günlerde daha çok görmeye devam edeceğiz. 

*

AKP-Saray ittifakı karşısında sağda Akşener ve Saadet Partisi'nin hareketliliği var. Referandumda alınan pozisyonlar 2019 ekseninde hızlanmış görünüyor. Referandumda hem Akşener hem de Saadet Partisi muhafazakar sağ kesimde AKP dışında bir arayışla bütünleştiler. Özellikle Akşener hareketi, referandum döneminde MHP içi muhalefet konumundan öte geçerek sağda bir alan açabilme potansiyeline erişti. Ancak bunun ne kadar gerçekleşeceği kuşkusuz izlenecek politika ve Erdoğan'ın hamlelerine karşı verilecek mücadele ile belirlenecek. Ancak Akşener'in asıl önemi müstakil varlığının ötesinde CHP ile birlikte yeni bir merkez oluşturabilme imkanını ortaya çıkarmasından ileri geliyor. AKP karşısında, yüzde 51'e ulaşabilecek bir merkezi bu iki güce dayanarak oluşturmaya yönelik arayış 2019 stratejisi olarak öne çıkıyor. AKP'nin içine de uzanibileceği varsayılan bu yeni merkezin politikası da özetle siyasal İslamın törpülenmesine ve Türkiye'nin düzen normallerine döndürülmesine dayanıyor. Topluma bunun ötesinde bir vaadi yok. Dolayısıyla Akşener'in çıkışını ve 2019 staretjini müstakil değil, CHP ile birlikte bir tasarım içinde ele almak gerekir. 

*

CHP, Adalet Kurultayı'ndaki konumlanması üzerine yürütülen sağa yönelme tartışmaları bu bütünlük içinde değerlendirilmeli. CHP, sağ ile bütünleşerek oluşturulacak yeni bir merkezin kurucu öznesi olmak üzere konumlanıyor.  Referandum sonrasında CHP'nin HAYIR'ı anlamlandırması da bundan farklı değildi. CHP merkezi HAYIR'ın siyasal İslamdan daha büyük bir potansiyele sahip olmasını sağın etkinliği çerçevesinde anlamlandırdı. Şimdi de buradan ilerlemeye devam ediyor. Asıl sorun ilerici toplum kesimlerinin CHP'nin oluşturduğu bu çerçevenin içine çekilmesi. CHP böyle bir matematik üzerinden,  seçime odaklanan bir strateji içine muhalefet hareketini ve toplumu da çekiyor.   Muhalafet hareketi kimi eleştirileri ortaya koymakla birlikte giderek bu çerçevenin içine hapsoluyor. Bu aynı zamanda (Başkanlık Sisteminde)  iki -benzer- Merkez etrafında toplanmasını (bunun dışındakilerin de iki merkezden birisine dolaylı eklemlenmesini içeren) bir siyasetin de taşlarının döşenmesi anlamına geliyor. 

*

Bu çerçevenin içinde kalarak ne söylersek söyleyelim, başarmak mümkün değildir. Topluma yeni bir hiç bir şey söylemeyen, bu düzenin kırıntıları içinde biraz normalleşme biraz huzur isteyen bir müşkül-yorgun siyasetle değil, Türkiye’nin geleceğini isteyen ve bu iradeyi ortaya koyan bir devrimci siyasetle bu zamanı geçmiş düzeni geride bırakabiliriz.

Muhalefet hareketi siyasal İslamcı düzenin köklü bir eleştirisini içeren bir politika ile yığınağını seçimlere odaklanarak değil, tam da HAYIR’da ardından Adalet Yürüyüşün’de de görüldüğü biçimde toplumsal direnişin büyütülmesine, toplumun birleşik ve örgütlü zeminlerinin çoğaltılmasına yöneltmelidir. 2019 dahil önümüzdeki mücadele uğrakları böyle bir toplumsal direniş hareketini yaratma perspektifinin parçası olarak ele alınmalıdır.  2019'a böyle bir anlayışla, toplumsallaşmış sol bir siyasetin taşınması tüm bu 2019 stratejileri içine haspolmamak ve toplumun hapsolmasının önüne geçmek için elzemdir.

Siyasal İslamın çıkış kapısı böyle bir mücadelenin içinde, onun bir sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Bugün için bu yığınağın nereye yapılacağına ilişkin bir staretji sorunudur ve cevabı Gezi'de, Hayır iradesinde mevcuttur!