AKP’nin ‘Please Trump’ Günleri... CIA Şefi ve Rus Bombaları... - Önder İşleyen

2017-02-11

18 gün ve 21 ülke temsilci ile görüşme sonrası, beklenen an geldi ve Trump-Erdoğan telefon görüşmesi gerçekleşti. Ardından da CIA Direktörü Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirdi. CIA şefi, Erdoğan ve Hakan Fidan ile görüştü. AKP medyası, Trump ile görüşebilmiş olmayı parlatmaya çabaladı. CIA şefinin Ankara’da olduğu gün içinde Rusya, Türkiye ordusunun konuşlandığı bir binayı vurdu. 3 askerin hayatını kaybettiği bombalamanın ardından, Rusya kaza açıklaması yapsa da meselenin öyle olmadığı kısa zamanda ortaya çıktı. Rusya Savunma Bakanlığı, koordinatları Türkiye ordusundan aldıklarını ve ‘askerlerin orada olmaması gerektiğini’ söyledi. TSK ise jet yanıtla, koordinat bilgisinin 8 gün önce verildiğini ve kimi ihmaller nedeniyle farklı yetkilere bir kaç kez daha ulaştırıldığını söyledi. Bu açıklamalar da meselenin kaza olmadığını, CIA şefinin Ankara’da bulunduğu gün yapılan atılan bombaların askeri yolla diplomatik bir mesaj içerdiğini ortaya koyuyor.

AKP, uzun zamandır Suriye’de süren yeni paylaşım savaşının büyük güçleri arasına sıkışmış durumda. Obama ile iplerin atıldığı dönemde, Rusya ile Astana’ya varan bir yol alındı. ABD’nin Başkanlık seçimleri nedeniyle oluşan boşlukta etkin olarak dahil olmadığı bu süreç Trump’ın işin başına geçmesiyle birlikte değişiyor. Son günlerde sıkışma bu değişimin sancıları! AKP’nin zikzaklarla dolu bu çaresiz yolculuğunda, ‘Ey Amerika’dan’, ‘Plase Trump’a geçii ve Suriye merkezli sıkışma önümüzdeki günlerde belirleyici olmaya devam edecek.

Stratejik İttifak ve Çöküş

Siyasal İslamcıların emperyalizmle tarihsel ilişkisi bilinir. Yeşil kuşak projesinden ılımlı İslam eksenine siyasal İslamın gelişimi ve sıçramasında emperyalizmin açık ve gizli desteğiyle gerçekleşti. AKP, Ortadoğu’ya yönelik fetihçi/yeni-Osmanlıcı siyaseti de ABD’nin müdahalelerine bağlı olarak geliştirildi. Ancak, siyasal İslamın bölgedeki etkinliğinin kırılması, ABD’yi zorunlu politika değişikliğine sevk ederken AKP’nin fetihçi atılımı da boşa düştü. Buradan doğan çelişki ile birlikte özellikle Suriye’de Kürt hareketinin PYD ile geliştirdiği inisiyatif ve ABD’nin IŞİD’e karşı bu güçlerle ittifakı AKP’yi kontrada bıraktı. Bu çelişki üzerine uzun zamandır AKP –içerde de milliyetçi reaksiyonu geliştirecek şekilde- Amerikan karşıtı söyleme başvuruyor. Buna paralel, Şangay Beşlisi çıkışları, Rusya ile ittifakın derinleştirilmesi türü taktik hamleler gündeme geldi.

Anti-Amerikan Manevralar

BOP Eş Başkanlığı ve stratejik ortalıktan ‘Ey Amerika’ya geçiş, özellikle 15 Temmuz sonrasında tırmandırıldı. 15 Temmuz darbe girişimi hakkında, AKP içinde doğrudan ABD ve CIA’yı işaret eden (hatta ‘yeni Türkiye’ isminin de sahibi, AKP-Cemaat ittifakının akıl hocalarından CIA eski masa şefi G.Fuller’in darbe gecesi İstanbul’da olduğu bilgisi ışığında adrese teslim) tespitler yapıldı. F.Gülen’in iadesi, PYD’ye destek derken AKP cenahında hızla Amerikan karşıtı söylem hakim hale geldi. NATO’dan çıkma, İncirlik’i kapatma, Şangay’a katılma önerilerinin daha mürekkebi kuramadı. AKP’nin, anti-Amerikan görünümlü bu salvoları –el güçlendirmeye yönelik taktikle birlikte- bir yanıyla ABD’de seçimler öncesindeki iç kırılmaya seslenme anlamına geliyordu. Evine dönmek için gün sayan Obama’ya salvolarla sürdürülen bu anti-Amerikan seslenme Trump’un seçilmesinin ardından yerini önce büyük bir sevince ardından derin bir sessizliğe bıraktı.(AKP ve Erdoğan’ın bu manevraları şüphesiz kandırılmaya gönüllü olanlarca emperyalizmden kopuş/Avrasya’ya kayma olarak allanıp pullanıp saf değiştirmenin kılıfı haline getirildi!)

Trump ve Yeni Dönemin Alametleri

Trump, ABD seçimleri öncesinde ortaya koyduğu performansı Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra da sürdürüyor. Belirsizlik ve süprizlerle dolu olduğunu kısa zamanda ispatladı. Meksika sınırında duvar örmek ve parasını Meksika’dan tahsil etmek... 7 İslam ülkesinden ABD’ye girişlere kısıt getirmek... İsrail’e verdiği radikal destekle Gazze’nin bombalanması... Müslüman Kardeşler’i terör listesine dahil edecek bir kararname üzerindeki çalışma... IŞİD’e karşı olmakla sınırlı olmayan İslamcı terör tanımı etrafındaki söylem ve planları... Ve Türkiye için en önemlisi Suriye’de Kürtler konusundaki tutumu... AKP ve Erdoğan’ın ise Trump karşısındaki sessizliği... AKP’li Bakan’ın İsrail’de olduğu gün bombalanan Gazze hakkındaki suskunluğu...

Bunlar AKP-ABD ilişkisinin yeni alametleri. Trump’ın Ortadoğu politikasındaki belirsizlik henüz ortadan kalkmış değil. İlk işaretlere bakılırsa, Rusya ile ilişki düzlemini değiştirme niyetini ortaya koyuyor. Ancak, Rusya’nın Suriye’deki ortağı İran’la Obama’nın imzaladığı Nükleer Anlaşmaya karşı ve İran’ı hedef tahtasına oturtmuş durumda. Suriye’de güvenli bölge oluşturmaktan tam olarak hangi bölgeleri kastettiği belirsizliğini koruyor. Net olan tek şey Rakka’ya güçlü bir operasyon düzenlemek, Musul’la birlikte IŞİD’ın Suriye ve Irak’tan temizlemek. 

Suriye’de ABD Planı

Belirsizlik gibi görülen noktaları, politika esnekliği olarak değerlendirmek daha doğru olur. ABD, yeni bir yol ararken, ileri sürdüğü bu görüşler yeni ittifak ve taktiklere açık bir esneklik barındırıyor. Bu ittifakların nasıl biçimleneceği sahadaki güç dengesi içinde belirlenecek ancak ABD’nin temelde Rakka’yı temizleyerek Suriye’den elini çekmesi mümkün olmadığı için ana stratejisinin Suriye’de elini güçlendirecek, Rusya’yı dengeleyecek bir müdahale planı olduğunu söylemek mümkün. BOP olarak bildiğimiz Amerikan stratejisi kırıldı, Obama’nın izlediği bölgesel ortaklar ve yerel işbirlikçilere dayanan saldırı planı Rusya ve İran’ın müdahalesi ile başarısızlığa uğradı. Ancak, bu başarısızlık bir ara durak olarak görülebilir. Suriye’de geçiş döneminin nasıl şekilleneceği netleşmiş değil. Halep’e uzanan noktada, cihatçı güçlerin etkinliğinin kırılmasıyla Astana’da kısmi bir kontrol alanı oluşturuldu. Ancak, Kürt inisiyatifindeki özerk alanların ne olacağı ve Rakka’nın IŞİD sonrasındaki kontrolü bir mücadele alanı olarak ortada duruyor. AKP’de tam bu noktada, Kürtlerin bölgedeki inisiyatifini kıracak bir müdahale seçeneği oluşturmaya çalışıyor.

ABD-Rusya ve Kürt Dengesi

AKP, El-Bap operasyonunda uzun süre ilerleme kaydedemedi. ABD ve Koalisyon güçlerinin yeterli hava desteği vermediğinden yakındığı kimi anlarda Rusya hava desteğiyle ilerleme sağlayabildi. Son haftada ise ABD’nin desteğiyle ilerleme kaydetti. Ancak, bu kez de Rusya uçakları TSK noktasını bombaladı! Erdoğan, geçtiğimiz haftalarda El-Bab’da kontrol sağlandıktan sonra daha derine inmenin riskli olacağını, ifade etmişti. Ancak, bugünlerde ABD ile Rakka operasyonunun planını yapılmaya başladı. Rakka operasyonuna TSK’nın katılması karşılığında YPG’nin içinde yer aldığı SGD güçlerinin devre dışı bırakılması sağlanmaya çalışılıyor. Kürt inisiyatifinin nasıl kırılacağı konusunda, AKP nereye baksa bir çıkmaz sokak görüyor. Hatırlanacağı gibi, PYD, AKP’nin ısrarıyla Astana görüşmelerine çağrılmamıştı. Ancak, 2.Astana görüşmelerinin hemen ardından Rusya, PYD temsilcilerini Moskova’ya davet ederek görüşme gerçekleştirildi. Ardından da Rusya’nın Suriye için önerdiği anayasa taslağı ortaya çıktı. Rusya, Kürtlere özerklik içeren bir Anayasa taslağını ortaya koyarken, AKP buna da ses çıkaramadı. Rusya’nın hamlesi, Trump’un ‘güvenlik bölge’ politikasında saklı olan, Suriye’de kendi inisiyatifini güçlendirecek özerk alanlar oluşturma –bir tür parçalı bir Suriye modeline- karşı bir hamle olarak da görülebilir. Neticede Kürtler ABD açısından Suriye’de kalıcılaşmak ve müdahalelerini sürdürmenin en önemli aktörü. Rusya’da, Kürtleri tümüyle ABD’nin inisiyatifine bırakmak istemiyor. Bu güç dengesi AKP için bir çıkmaz sokağı işaret ediyor. 

CIA Şefi Ankara’da

Gelelim Trup görüşmesi ve sonrasında CIA şefinin Ankara’ya gelişine. Trump’ın, görüşmede özellikle PYD konusundaki isteklere yanıt vermediği, diplomatik açıklamalardan da görünüyor. Ayrıca, görüşmeye, 15 Temmuz’da Erdoğan’da ‘İslami totaliter bir diktatör’ olarak söz eden CIA Direktörü Pompeo’yu yollaması da manidar. Erdoğan ile görüşmeye siyasi bir muhatap göndermek yerine, CIA Başkanını gönderiyor. İçeriğe gelirsek, Rakka operasyonuna TSK’nın katılımı karşılığında YPG’nin katılmaması istediği açık biçimde de ifade ediliyor zaten. Bunu ne kadar mümkün olabilecek ve El-Bab’da verilen kayıpların ardından Rakka’da çok daha büyük kayıplara yol açacağı kesin olan bir operasyonun sonuçları nasıl şekillenir soruları şimdilik ortada duruyor. Öte yandan da Rusya, TSK noktalarını bombalayarak AKP’nin taktik manevralarının sınırı gösterdi! Sonuç, anti-Amerikancılık bitti, ‘Ey Amerika’ nidaları sona erdi, ‘Please Trump’ dönemi başladı. Başkanlık referandumuna giderken bir güzellik bekliyorlar...

Peki ABD ne diyor bu işe?  Soruya yanıt için, Trump ekibinin önemli isimlerinden -10 yılı aşkın CIA operasyon bölümünde görev yapmış, oğul Bush döneminde Savunma Bakanlığı görevini yürütmüş- Mary Bethl Long’ın, 4 Aralık’ta (2016) Hürriyet’e verdiği söyleşiden kısa bir hatırlatma : “Bakın, Erdoğan’ı endişelendiren asıl meselesinin Suriyeli Kürtler olduğunu biliyoruz. Belki yaklaşımda nüanslar olabilir ama ABD’nin IŞİD’le mücadelede ne Irak’taki ne de Suriye’deki Kürtlerden feragat edebileceğini sanıyorum. ABD’nin Kürtlerin temsil ettiği tampon bölgeden vazgeçebileceğini sanmıyorum. Kürtler muhtemel kriz sonrası Suriye’de (ya da adına ne derseniz deyin) Rusya-İran-Esad ortaklığındaki düşman yapıyla arada tampon olacaktır. Ben ABD’nin bu tamponu kaybetmek isteyebileceğini sanmıyorum. Bu bence Erdoğan’ın da değerlendirmesi gereken bir konu. Sonuçta bahsettiğimiz bu yapılar Türkiye ile sınır olacak. Erdoğan, Rusya-İran-Esad ortaklığındaki yapıyla arasında bir tampon olmasını ister mi ya da bu nasıl bir tampon olmalı? Kürtler bu tampon bölgenin içinde olmalı mı? Türkiye’nin Irak sınırı da benzer bir belirsizlikle karşı karşıya. Kürt bölgesi bağımsızlığını ilan etsin ya da şu anki haliyle kalsın, aşağıdaki Şii İran destekli kukla devletle Türkiye arasında bir tampon olacak.”

Bugünkü durum aşağı yukarı böyle ilerliyor. Peki, AKP’nin bunu değiştirme ihtimali hiç mi yok? M.Long’ın buna yanıtı CIA şefinin ziyaretin içeriğine dair de ip uçları taşıyor, “Unutmayın ki politikalarını ticaretteki gibi ‘al-ver’ anlayışı üzerine kuracak bir başkandan bahsediyoruz. Dolayısıyla da en iyi alışverişi yapmak isteyecektir. Eğer Türkiye uzun vadede Suriyeli Kürtlerin özerkliğinden daha fazla değer vereceği bir şey önerirse onu alır.”