Türkiye’de Büyük Ölçekli Özelleştirmeler Üzerine Kısa Bir Bakış - Kansu Yıldırım

2018-04-22
David Harvey’in Yeni Emperyalizm eserindeki ‘el koyarak birikim’ perspektifinden ilerlersek özelleştirme politikaları el koyarak birikimin ulaştığı son noktadır. Refah devletinden ‘arz yanlı’ sermaye birikim koşullarını destekleyici devlet politikalarına geçiş, özelleştirmelere ve piyasa liberalizasyonuna hız kazandırmaktadır. Devlet mülkiyetindeki varlıklar piyasaya sürülmektedir. Harvey, kamu mülkiyetine konu değerlerin piyasaya sürülmesiyle ‘aşırı birikmiş sermayenin bu varlıklara yatırım yapmasının önünün açıldığını’ belirtmektedir. Bu da aşırı birikim sorununun kısa süreli de olsa çözüldüğünü düşündürmüştür.[2] Bu süreç, İngiltere’den Latin Amerika’ya, apartheid sonrası Güney Afrika’dan Türkiye’ye, üretken kamu varlıklarının kamu mülkiyetinden özel mülkiyete devri olarak gerçekleşmiştir.

 Hieronymus Bosch, The violent forcing of the frog
 
Türkiye’de özelleştirmenin seyrini incelerken 1998 yılı eşik olarak değerlendirilebilir. IMF’nin Türkiye’de neoliberal dönüşüme yön vermeye başladığı 1998 yılına dikkat çekicidir ve AKP, IMF’nin yapısal uyum programlarının ana yürütücüsü olarak Türkiye’de yeni bir kamu maliyesi inşa sürecinin de temel aktörü haline gelir.[3] Bu bağlamda, özelleştirme politikalarıyla ilgili 1998’den itibaren oluşturulacak zaman çizelgesinde AKP iktidarından önceki dönemde iki uğrak önemlidir. 
 
Haziran 1998 tarihli Yakın İzleme Anlaşması’na göre IMF Türkiye’ye gelerek ödemeler dengesi, dış̧ borçlanma, özelleştirme ile sosyal güvenlik gibi yapısal reformları takip edip, uluslararası kamuoyu ile paylaşacaktır. 1999 yılında Hazine Müsteşarlığı Enflasyonla Mücadele Programı kapsamında özelleştirme politikalarını şu cümle gerekçelendirecektir: “[B]ir yandan kamu borcunun azaltılması için özelleştirmenin hızlandırılmasını, diğer yandan kamu sektörü dengesinde önemli ölçüde bir fazla yaratılmasını gerektirmektedir.”[4]
 
Dünya Bankası ve IMF ile niyet mektuplaşmalarıyla geçen (1998-2002) dönemden sonra AKP iktidarının üçüncü yılında büyük ölçekli özelleştirmeler başlamıştır. 12 Eylül 2005 tarihinde TÜPRAŞ’ın yüzde 51 oranında hissesi için ihale gerçekleştirilmiştir. 4 milyar 140 milyon dolar karşılığında Koç̧-Shell Ortak Girişim Grubuna satılmıştır. Bunu Erdemir, Türk Telekom, Petkim, Eti Alüminyum, Eti Krom, Türkiye Gübre Sanayi AŞ, TEKEL, şeker fabrikaları, SEKA, enerji santralleri gibi önemli işletmeler dahil pek çok kamu mülkiyetindeki kurum-kuruluşların özelleştirme kapsamına alınması izlemiştir. Maliye Bakanı’nın verdiği bilgiye göre son 15 yılda 10 liman, 81 santral, 40 işletme, 3 bin taşınmaz ve 36 maden sahası satılmıştır.
 
AKP iktidarı son 15 yılda kamu işletmeleri ve kaynaklarını, 1986-2003 yıllarını kapsayan 13 yıllık döneme göre daha hızlı ve yoğun şekilde uluslararası/ulusal sermaye sınıflarına devretmiştir. Özelleştirme Daire Başkanlığı’nın verilerine göre 1986-2003 yılları arasında toplam 8 milyar 240 milyon dolarlık özelleştirme gerçekleştirilirken, yaklaşık 8 katlık bir artışla, 2003-2017 yılları arasında bu rakam 60 milyar doları bulmuştur. Yıllara göre incelenecek olursa: 2004 yılında 1.283, 2005 yılında 8.222, 2006 yılında 8.096, 2007 yılında4.259, 2008 yılında 6.259, 2009 yılında 2.275, 2010 yılında 3.082, 2011 yılında 1.358, 2012 yılında 3.021, 2013 yılında 12.486, 2014 yılında 6.279, 2015 yılında 1.996, 2016 yılında 1.170 milyar dolarlık özelleştirme işlemi söz konusudur.
Tablo 1. 1986 – 2016 Yılları Arasında Gerçekleştirilen Özelleştirme Tutarları
Yıllar
Tutar (milyar dolar)
1986-2003
8.240
2004
1.283
2005
8.222
2006
8.096
2007
4.259
2008
6.259
2009
2.275
2010
3.082
2011
1.358
2012
3.021
2013
12.486
2014
6.279
2015
1.996
2016 (Ocak-Temmuz)
1.170
 
Kaynak: Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

 

CHP Milletvekili Melike Basmacı’nın 2001 yılından bu yana özelleştirilen kamu kuruluşlarına ilişkin soru önergesini yanıtlayan Maliye Bakanı Naci Ağbal, 1 Ocak 2001-31 Ocak 2018 tarihleri arasındaki dönemde gerçekleştirilen uygulamalar kapsamında, 121 kuruluşta bulunan kamu payları ile 11 liman, 90 elektrik santrali, 41 işletme, 11 otel, sosyal tesis, 4 bin 85 taşınmaz, 37 maden sahası, 4 gemi, 6 bin 808 kalem makine-teçhizat, 155 adet isim hakkı, marka ve araç muayene hizmetlerinin özelleştirildiğini söylemiştir. Bugün Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye ait 14 fabrikanın satış yöntemiyle ayrı ayrı özelleştirilmesine ilişkin kararı bir kez daha göstermektedir ki, AKP iktidarının söylemlerindeki "yerlilik" ve "millilik" vurguları, iç politikadaki sağ tandanslı seçmen kütlesini etkilemeye yönelik göstermelik bir dildir.

Merih Angın ve Pınar Bedirhanoğlu’nun PETKİM, Türk Telekom, ERDEMİR ve TÜPRAŞ gibi büyük kamu iktisadi işletmelerinin özelleştirme süreçlerinin tarihsel boyutu üzerine yaptıkları çalışmada vurguladıkları bir noktayı tekrar hatırlatabiliriz: Sermayenin devlet üzerindeki tahakkümünü tartışabilmek için, devletin para ve hukuk üzerinden sermaye ilişkisine bağlandığı daha soyut ve genel bir düzeyde sorgulama yapmak gerekir. Devletin küresel nitelikli para ve hukuk ilişkisi ile disiplin altına alınması, somut düzeyde sermaye, sermaye grupları ya da temsilcilerle kurduğu doğrudan ve “dışsal” nitelikli ilişkiden farklı olarak, devletin küresel nitelikli sermaye birikiminin çelişkili biçiminin çizdiği sınırlar içine hapsedilmesi anlamına gelir.[5] Devletler, sermaye birikim koşullarına içkin olan çelişkiler bütçe kısıtı olarak deneyimleyip, bu tür sorunlarını kapitalist üretim ilişkilerinin konjonktürel olarak para ve hukuk üzerinden çizdiği sınırlar içinde aşmaya çalıştıkça, sermayenin daha fazla tahakkümü altına girmekte ve farklı toplumsal talep ve kaygılara giderek daha sermaye yanlısı yanıtlar vermek durumunda kalmaktadırlar.[6]



"Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim" sözünden bugüne, siyasi iktidarın sınıfsal  karakteri sermaye birikim sürecini hızlandırmaya dönük özelleştirme projeleri, acele kamulaştırma eylemleri, grev yasakları gibi el koyma ve baskı pratikleriyle birlikte ilerlemektedir. Türkiye'deki emekçilerin ortak mal ve değerlerinin oldubitti yöntemleriyle satışı, bütçede dehlizlere yol açan mega projelerin finansmanı, şaşalı harcamaların karşılanmasında kullanılmaktadır. Özelleştirme hamleleri devlet kurumları içerisinden uyarıları da beraberinden sürüklemektedir. Sayıştay’ın 2016 yılı hesaplarına ilişkin denetim raporunda, Türk Şeker’in son 17 yılda özelleştirme kapsamında olmasının sonuçları sıralanırken şeker fabrikalarında teknik açıdan eksikliklerin arttığı, büyük çaplı bakımlara ihtiyaç olduğu, başta kazanlar, su hazırlama, fabrika otomasyonu, pancar kesme makineleri, filtreler ve santrifüjlerde yatırıma gerek olduğu vurgulanmıştır. Raporda özelleştirmelerin ekonominin ritmini bozacağı da şöyle ifade edilmiştir: "Türk Şeker’in özelleştirilmesi konusundaki çalışmalar revize edilerek günün koşullarına uygun ve uygulama kabiliyeti olan tedbirler alınmalıdır. Türk Şeker’in özelleştirilmesi sadece fabrika satışlarından ibaret değildir. Bu sektörde çok sayıda kesimin varlığını sürdürdüğü organize bir ekonomik yapılanma söz konusudur. Hatalı uygulamalardan sadece bir kesimin değil birbirine zincirleme bağlı olan birçok kesimin olumsuz etkileneceğini söylemek mümkündür. Bu sektörde daha önce yapılan özelleştirme uygulamalarının hatalı sonuçları daha yeni yeni sektöre yansımaktadır."[7] 

Her özelleştirme hamlesi ile birlikte "kamu" kavramı ve de "kamu yararı" ilkesi tasfiye edilmektedir. Buna karşı emekten yana bir direnç noktası, geniş bir muhalefet odağı oluşturulmadığı takdirde kırıntı halindeki "kamu"nun üzerine son toprak atılacak, tarihsel kazanım niteliğindeki haklar da kaybedilecektir. Özelleştirmeler, başka bir ifadeyle, emekçi sınıflar açısından mevzi kaybediş anlamındadır; özel sektörün istihdamdaki payının artması güvencesiz, esnek ve her an işten atılma endişesiyle bir yaşamı beraberinde getirmekte, neoliberal çalışma ideolojisinin temellerini güçlendirmektedir.

*https://devletvesiniflar.blogspot.com.tr/2018/02/turkiyede-buyuk-olcekli-ozellestirmeler.html
 
[1] Daha geniş bir bağlam ve veriler için Blogta yer alan “Emperyalizm Türkiye’dedir” makalesi incelenebilir. 
[2] David Harvey, Yeni Emperyalizm, çev. Hür Güldü, Everest, 2008, s. 130-31
[3] Yiğit Karahanoğulları, “Türkiye’de Kamu Maliyesinin Dönüşümü: 1998-2017”, SBF Dergi, 72(1)
[4] Vurgular bana ait. A.g.e., s. 260
[5] “AKP Döneminde Türkiye’de Büyük Ölçekli Özelleştirmeler ve Devletin Dönüşümü”, Praksis 30-31, s. 93
[6] “AKP Döneminde Türkiye’de Büyük Ölçekli Özelleştirmeler ve Devletin Dönüşümü”, Praksis 30-31, s. 94
[7] "Sayıştay’dan özelleştirme uyarısı", BirGün Gazetesi, 22.02.2018