13’e Veda... - Efe Özaytekin

"Kimilerince uğursuz sayılsa da bir ikon olan “13”ü giyiyordu Davide Astori. Diğer “13”ler kadar değildi belki; bir Eusebio, Gerd Müller, Ballack veya Maicon kadar olamadı hiçbir zaman. Hatta ne milli takımın sürekli oyuncusu ne de takımının en iyisiydi ama hem takım arkadaşları arasında hem de Seria A’da saygın biriydi. Bir kaptandı."
2018-03-11

Her ölüm erkendendir ama genç ölümler bir yarım kalmışlık hissi uyandırır insanda. Aslında hepimiz biliriz ta ömrümüzün başından sonunu. Her çiçeğin solacağını, her gencin yaşlanacağını, güzelliklerin uçup, mutlulukların da bir sonu olacağını. Ama bir genci, bir çocuğu kaybetmek bir yumru gibidir insanın boğazında. Güneşler batar, gün akşam olur, kışa döner mevsim. Floransa’da da öyle oldu bir gün battı, bir bahar kışa döndü.

Kimilerince uğursuz sayılsa da bir ikon olan “13”ü giyiyordu Davide Astori. Diğer “13”ler kadar değildi belki; bir Eusebio, Gerd Müller, Ballack veya Maicon kadar olamadı hiçbir zaman. Hatta ne milli takımın sürekli oyuncusu ne de takımının en iyisiydi ama hem takım arkadaşları arasında hem de Seria A’da saygın biriydi. Bir kaptandı.

Ölümü sebebiyle çok şey yazıldı, duygusal mesajlar paylaşıldı. Anısına öldüğü günün ertesi tüm şehir saygı duruşunda durdu, bütün şehir öğlen vakti radyoları, müzikleri susturdu. O suskunlukta, belki de beş dakika, Astori’yi ve onun ölümüyle birlikte şehirlerini, takımlarını, günlük hayatın sıradanlığını, renklerin rekabetinde insanların rekabetinin boyutunu düşündü. Belki bir çocuk, o öykündüğü kaptanının üzüntüsüyle sahalara vedanın eşiğine geldi. Hatta belki de bir taraftar, aynı tadı bulamayacağını düşündü tribünlerde.

Gel gör ki, Astori bizim için ne ilk ne de son olacak. En azından yakın gelecekte yaşam var oldukça ölüm de var olacak. Her gün onlarca kişinin öldüğü ülkemizde kanıksar hale geldik ölümü. Bu kanıksama meşalenin suç, yolsuzluğun ve riyakârlığın helal, kol kola girip omuz omuza vermenin örgüt üyeliği sayıldığı, din ve diyanet eliyle çocuklara tacizin reva olduğu ülkemizde hiç tanımadığımız bir futbolcunun, bir insanın, bir 13’ün ölümüne üzülmek, ölümlerin bu kadar kanıksandığı ülkemizde biraz gerçek üstü gelebilir. Tabi ki futbolcuların gazetecileri dövdüğü, milli takım kaptanının kabadayılık dersleri verip aleme racon öğrettiği, o çok büyük takımların her hafta büyüklüklerine yaraşır şekilde taç, korner sayılarını yarıştırdıkları, teknik direktörlerin gitgide Fatih Terimleştiği ülkemizde bu kanıksama ve duygusuzlaşma çok da anormal değil. Çünkü yeşil sahalarda bittabi ülkemiz gibi. Hatta koca koca haber siteleri magazinleştirmeye çalıştı bu ölümü “Esrarlı Ölüm” başlıklarıyla. Ama biz de yaşadık bu duyguyu. Edizlerle, Şehmuzlarla, Atalaylarla yaşadık. Göztepeli taraftarlar ölümünden seneler sonra bir kader maçı öncesi genç yetenekleri Atalay’ı yine o formayı sırtına geçirmiş de o yeşil sahalardaymış gibi tribünlere çağırmışlardı. Sahada Atalay isminde biri olmamasına ve tribünlere koşan kimse olmamasına rağmen, olan bitenleri anlayamayan rakip takım oyuncu ve taraftarlarının garipseyen bakışları altında hep bir ağızdan oley, oley, oley çekmişlerdi.

İşte; bize ölümleri unutup geçiştirmeyi, kanıksamayı engelleyecek olan da bu duygudur. Aynı şekilde hiç tanımadığımız Astori için üzülenler, kendisini Fiorentinalı taraftarların yerine koyanlar oldukça yitirdiklerimiz hep aramızda olacaklar. Hani derler ya nefes aldıkça umut hep vardır diye; aynı hesap, umut edenler var oldukça yaşayacak onlar ve düzelecek bir şeyler.

O zaman biz de Astori için söyleyelim hep bir ağızdan

Oley, oley, oley