AKP'nin Kalkınma Planı, kamunun tasfiye belgesi! - Aysun Gezen

AKP, 2019 yılında resmileşmesi planlanan yeni döneme paralel olarak kamu personel rejimini de “performans” adı altında güvencesizliğin hâkim olacağı biçimde şekillendirmeyi planlıyor. “Tek adam” döneminde, “Kamu personelinin tek bir statüde ve tek bir işveren eliyle düzenlenmesi”, öngörülen yeni kamu personel rejiminin ana temasını oluşturuyor.
2018-03-15

 

Aysun Gezen - KESK Eş Başkanı

2019-2023 arası dönemi kapsayan 11. Kalkınma Planı hazırlıkları sürerken “Kamuda İnsan Kaynakları Çalışma Grubu”nun gerçekleştirdiği toplantının sonuç raporu kamunun tasfiyesinin, kamu personel rejiminin neoliberal politikalar doğrultusunda dönüştürülmeye devam edeceğinin, performans sistemine dayalı, güvencesiz, esnek çalışmanın hakim istihdam biçimi kılınacağının göstergelerinden biridir. Fakat ilgili raporu anlamlandırmak için AKP-Saray rejiminin 10. Kalkınma Planı’nda koyduğu perspektife ve yaptıklarına da bakmak gerekiyor.

Kalkınma yaklaşımının esaslarını göstermesi gereken bir belge olarak 10. Kalkınma Planı açık bir biçimde neoliberal politikalar üzerine kurulu. Bu planda özel sektörün faal kılınması, teşviklerle desteklenmesi ve önünün açılması, kamu “sektörünün” de bu konuda düzenleyici bir işlevle donatılması, koordinasyon sağlaması yaklaşımı söz konusu. Aynı zamanda kamuya küresel ekonomik krizi karşılamak ve aşmak konusunda bir misyon biçiliyor ve bu aslında kapitalizmin sürekli yeniden üretilmesinin kamu eliyle sağlanması anlamına geliyor. 10. Kalkınma Planı’nın her aşamasına performans sisteminin, esnek çalışmanın, verimlilik ve rekabetin arttırılmasının damgasını vurduğu görülebiliyor. Taşeron çalışmanın yasaklanmadığı ve “sürdürülebilir” kılınması için “tedbirler”den bahsedildiği bir perspektif, kamunun küçültüldüğü, mevcut haliyle verimliliğin arttırılmasına yönelik adımların tanımlandığı, işten çıkarmanın kolaylaştırıldığı bir anlayış hakim. Bu anlayış planda kamu istihdamında “temel amaç kısmi zamanlı çalışma, etkin bir performans sistemi ve performans değerlendirme sisteminin oluşturulması, hizmet kalitesi ve personel verimliliğinin yükseltilmesi ve buna uygun insan kaynağı yönetim modeli oluşturulması, esnek çalışma modeli geliştirilmesi” şeklinde özetleniyor.

Yine nükleer santrallerden kentsel dönüşüme memlekete, doğaya, kentlere ihanet ettiklerini itiraf edenlerin bu ihanete devam edeceklerini de bu kalkınma planından görmek mümkün. Bu planın etkin uygulanması için hazırlanan orta vadeli programa ise sermaye teşvikleri, çalışanlardan, tüketici olarak vatandaşlardan alınan vergilerin arttırılması, savaş hazırlıkları damgasını vurmuştu. Bugün AKP-Saray rejiminin uygulayageldiği vahşi, neoliberal politikalara ve bunların uygulanması yolunda bir araca dönüşen OHAL’e yönelik tepkilerin giderek yükseldiği bir konjonktürde Afrin’e girilmesi, savaş politikalarının devreye sokulması da bu açıdan oldukça “manidar”. AKP-Saray rejiminin yaptıkları, yapacaklarının teminatı. 11. Kalkınma Planı için hazırlanan bu rapor da bize Saray’ın yaslandığı mantığı göstermesi açısından çok fazla şey söylüyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki bu mantık, 1980den bu yana adım adım uygulanan, kamunun küçültülmesine, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasına, serbest piyasanın önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik politikaların devamı. Nitekim raporda “1980li yıllar Türkiye’de serbest piyasa ekonomisinin ağırlıklı olarak kendisini hissettirdiği yıllardır” tespiti ile birlikte özel hukuk hükümlerine gore kamu personeli çalıştırmanın daha tercih edilir olduğu, özel sektör koşullarında istihdamın yaygınlaşmasının kamu yönetimini daha etkili kılacağı görüşleri bir genel kabul olarak yer almıştır. Bu açıkça iş güvencesinin ortadan kaldırılacağı, herkesin bir çeşit “şirket” çalışanına dönüştürüleceği ve sözleşmeli çalışmanın esas alınacağı anlamına gelmektedir. Nitekim bu anlayışı haklı çıkarmak üzere ve kapitalizm dışında bir seçeneğin olmadığı ön kabulü ile hazırlanan bu rapor, farklı ülkelerden örneklerle neoliberal saldırganlığa meşru zemin yaratmaya çalışmaktadır. Bu örneklerden biri Avusturya’dır. Kamu yönetimi reform kapsamında kamu personel reformuna da hız verildiği, temel yaklaşımın ise devlet bütçesinin kısılması, maliyetlerin azaltılması ve kamu personel sayısında önemli ölçüde kesintiye gidilmesi olduğu belirtilmiştir. Yine Belçika’da hazırlanan kamu personel reformunun üzerine inşa edildiği temel hedefler vatandaşın müşteri olarak görülmesi, rekabetçi, verimlilik esaslı bir kamu personel grubu oluşturmak olarak belirtilmiştir. Yine Türkiye’deki kamu personel rejiminin en benzer olduğu ülke olarak Almanya ele alınmıştır. Fakat Almanya ile ilgili bölümde bizim için en kritik olan husus, 1980lerden bu yana kamunun küçültülmesi için meşru bir gerekçe olarak sunulmaya çalışılan ve sıklıkla işittiğimiz “devlet memurları da hiç iş yapmadan bedava maaş alıyor, ölene kadar çalışıyor canım” anlayışını yansıtan şu cümledir: “Almanya’da ‘ölünceye kadar memurluk’ ilkesi geçerlidir. Bir defa devlet memuru olanlar kolay kolay memurluktan çıkarılamazlar.” Ve raporun geneli “işte biz bunu değiştireceğiz, işten çıkarmayı kolaylaştıracağız” diyor ve bu konuda attığı adımları sıralıyor.

Tıpkı taşeron çalışan sayısının AKP döneminde toplamda 387 binden 2 milyona ve kamudaki taşeron çalışan sayısının da 3 binden 850 bine çıkması – ki bu yüzde 267 kat artış demek – gibi sözleşmeli personel istihdamında da AKP döneminde ciddi bir artış yaşanmıştır. Bu durum da rapora yansımıştır. 2002 yılında 16.853 olan sözleşmeli personel sayısı 2017 yılında 163.800 olmuştur. Öğretmen strateji belgesi, sağlık çalışanları, eğitim emekçileri başta olmak üzere kamu çalışanları için performans sistemi, öğretmenler için yeterlik sınavı ve sözleşmeli çalıştırma, Varlık Fonuna devredilen kamusal değerlerimizdeki emekçilerin şirket peroneli kılınması gibi uygulamalar düşünüldüğünde bu sayının çok fazla artacağını söylemek kahinlik olmaz. Nitekim kamu personeli istihdamının genel istihdam içindeki oranı yaklaşık %12 olarak belirtilmiş ve bu oran OECD ülkelerinin çok gerisinde kalmış olsa da raporu hazırlayanlar sayıya takılmamak gerektiğini, asıl meselenin mevcut olanı verimli kılmak olduğunu da belirtmiş. Kamusal alanın yeniden tarif edilmesini, kamusal hizmetlerin neler olduğunu ve herkes için ulaşılabilir, nitelikli sunulmasının koşullarını tartışmamız gerekirken, kamu nasıl küçültülür ve az sayıda personelle nasıl daha verimli kılınır anlayışına dayanan bu rapordan çıkacak tek sonuç 10. Kalkınma Planını daha saldırgan bir biçimde 2023’e taşımak olacaktır.  

Eğitim sistemindeki dönüşümün daha az görünen yüzü olan piyasalaşma da burada devreye giriyor. Özel sektörün, sermayedarların eğitim kurumu açmasının, eğitim kurumlarının idari ve mali yapılarında söz sahibi olmasının teşvik edileceği, sağlık hakkını gasp eden, vergilerimizle emeğimizle yarattığımız bütçeden çok büyük payları belki de hiç alamayacağımız sağlık hizmetine aktaran, peşkeş çeken şehir hastanelerinin yer aldığı 10. kalkınma planını bugün şeker fabrikalarında cisimleşen özelleştirmelerle birlikte düşünmek gerekiyor.

AKP-Saray rejimi, borç alabilmek için borçlarını ödemek üzere bütün varlıklarımızı satan miras yedi misali özelleştirmelerle, kamuyu küçülterek kapitalizmin krizini aşmaya yönelik kalkınma planını buna uygun kamu personel rejimi ile taçlandırmak istiyor. Terör tanımının muhalifleri kapsayacak şekilde genişletilmesi, mülakatın istihdam etmede başat yöntem haline gelmesi, sözleşmeli çalışmanın yaygınlaşması, sözleşmeden kadroya geçirilme taahhüdünün gerek kadrolaşmak gerekse de seçim yatırımı olarak kullanılması, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının getirilmesi, amirlere işten atma yetkisi verilmesi neoliberal ihtiyaçların yanı sıra Saray’ın ihtiyaçları doğrultusunda keyfiliği, tek adam rejimini en küçük birimlere kadar yaygınlaştırma amacı da gütmektedir. Böyle vahşi ve emek düşmanı bir rejimin, otoriter, faşist anlayışla yönetmekten başka çaresi yoktur.

“Refah devleti anlayışı artık sona ermiştir. Bundan sonra serbest piyasa koşulları tek seçenektir” anlayışıyla hazırlanan raporla bu dönüşümü hızlandırmaya çalışanların unutmaması gereken birşey var: başka bir dünya mümkün. Eşit, özgür, adil bir dünya için mücadele edenler var ve bu yolda yapılması gerekenlerden biri de kamuyu yeniden kazanmak, piyasalaşmaya, özelleştirmelere karşı kamuculuğu, esnek, güvencesiz çalışmaya karşı iş güvencesini savunmaktır. Özlemini duyduğumuz dünyayı kurmak için o yolu açmak da biz emekçilerin elinde.