Şehir hastaneleri neye hizmet ediyor? Bayazıt İlhan

“Önümüzdeki 25 yıl için yaklaşık 100 milyar dolarlık kamu borç stokunun şehir hastaneleri nedeniyle ortaya çıkacağını öngörebiliriz. Bu mücadele bir yönüyle kamu finansmanını koruma mücadelesi, bir yönüyle sağlık hakkını koruma mücadelesi, bir yönüyle de kenti koruma mücadelesi.”
2018-03-22

 

SÖYLEŞİ: PINAR YÜKSEK

Şehir hastanelerinin ülkemizde yap-kirala-işlet- devret modeliyle uygulandığını biliyoruz. Sağlık hizmetleri için neden Kamu Özel Ortaklığı Modeline İhtiyaç Duyulmuştur? Ayrıca, Şehir Hastaneleri hangi ihtiyaçları karşılamak üzere kuruluyorlar? Bu kadar büyük mali bütçeyle yeni devlet hastaneleri yapılamaz mıydı? Şehir hastaneleri şu ana kadar kamunun yapageldiği klasik ihale yöntemiyle yapılmıyor. Sizin de belirttiğiniz gibi, kamu-özel iş birliği denilen bir modelle inşa ediliyor. Burada devlet, inşaatın yapılacağı arazileri veriyor. İhaleyi alan şirketler burada bir hastane inşaatı yapıyorlar. Devlet bunun karşılığında 25 yıl boyunca ihaleyi alan şirketlere kira ödüyor. Ancak bu modeli sadece inşaat yaptırma modeli olarak düşünmemek gerekiyor; çünkü beraberinde pek çok sağlık hizmetini ve destek hizmetlerini de ihaleyi alan şirketlere devrediyor devlet. Toplamda 19 kalem hizmet karşılı- ğında, ayrıca paralar ödenerek ihaleyi alan şirketlere devrediliyor. Bunların içerisinde; görüntüleme, laboratuvar, fizik tedavi gibi doğrudan sağlık hizmeti olanlar da var, yemekhane hizmetlerinden temizliğe, güvenliğe, otoparka kadar pek çok destek hizmeti de var. Bunların yanında bu hastaneler kompleksler olarak da organize ediliyor. Pek çok ticari alan var kampüs içerisinde. Bu ticari alanların kullanım hakları ve gelirleri de ihaleyi alan şirketlere devrediliyor. Tabi bunun yanında kritik olan bir başlık da yurttaşların pek çoğunun da ne yazık ki bilmediği bir konu. Bu projeler, YükSöyleşi : Pınar Yüksek şirketler kazanacak hastaneye ulaşmak da tedavi de zorlaşacak Bayazıt İlhan 25 yılda 30 milyar dolar ödenecek kamu borçlanacak şehir hastaneleri 9 9 sek Planlama Kurulu kararlarıyla hayata geçiriliyorlar. Yüksek Planlama Kurulu kararlarında da açık bir şekilde kaç yataklı şehir hastanesi yapılırsa o kadar yatağın mevcut hastanelerden kapatılması öngörülüyor. Bunun anlamı da açılan şehir hastaneleri karşılığında mevcut devlet hastanelerinin kapatılması demek. Dolayısıyla bu bir anlamda mevcut devlet hastanelerinin tasfiye edildiği bir yöntem. Kamu sağlık hizmetlerinin önemli ölçüde özelleştirildiği bir sürecin adı oluyor. Yine Türkiye’de kamu-özel iş birliği modelinde uluslararası örneklerden farklı olarak hazine garantisi verilmesinin önü açılmış durumda. Burası kritik bir nokta. Yani ihale ve sonraki süreçlerde inşaat yapımı ve işletme süreçlerinde eğer herhangi bir sorun çıkarsa burada hazine garantisi verilebilmesinin önü açılmış durumda yasal dü- zenlemelerle. Diğer bir kritik mesele de kullanım garantisinin verilmesi. Türkiye’de kamu-özel iş birliğiyle yapılan; otoyol, köprüler, Avrasya geçidi, 3. Havaalanı gibi büyük projeler var. Nasıl Osmangazi Köprüsü’nde, Yavuz Sultan Selim köprüsünde geçiş garantileri var; geçseniz de geçmeseniz de ödüyorsunuz, aynı şekilde bu hastanelerde de belli hizmetlerde kullanım garantisi var. Laboratuvar gibi, görüntüleme, yemek, temizlik gibi, çamaşır gibi pek çok hizmette kullanım garantisi var. Yani yemeği yeseniz de yemeseniz de filmi çektirseniz de çektirmeseniz de belli oranın altında kalırsa; devlet şirketlere bunu ödeme garantisi getirmiş. Dolayısıyla hasta garantili projeler bunlar.

Finansman boyutunu da kısaca belirtmek gerekirse kamu özel iş birliği modelinin yap-kirala-devret modeli olduğunu girişte belirtmiştik; ama bu projeler kaça mal oluyor? Önümüzdeki dönem yurttaşlarımıza ne kadar bir borç yükü biniyor?

Sağlık Bakanı’nın bütçe sunumunda anladığımız kadarıyla Türkiye genelinde toplam 32 tane şehir hastanesi projesi olduğunu anlıyoruz. Elimizdeki son veriler bundan tam bir yıl önceye ait. Onları Kalkınma Bakanlığı açıkladı. 18 şehir hastanesinin sözleşmeleri imzalanmış durumda; bu 18 şehir hastanesi için toplamda 10 milyar dolar yatırım bedeli belirlenmiş durumda. 25 yılda ödenecek toplam kiranın 30 milyar dolar olduğunu öngörüyor Sağlık Bakanlığı. 10 milyar dolar yatırım için, sadece kiralarla 25 yılda 30 milyar dolar ödenecek. Toplamda 32 proje olduğunu öngörürsek, neredeyse kira bedeli kadar hizmet bedeli ödendiğini de görürsek, neresinden bakarsak bakalım önümüzdeki 25 yıl için yaklaşık 100 milyar dolarlık kamu borç stokunun şehir hastaneleri nedeniyle ortaya çıkacağı- nı öngörebiliriz. Bu konuda öngörebiliriz diyorum; çünkü net rakamları Sağlık Bakanlığı ısrarla açıklamıyor. Ancak Kalkınma Bakanlığı’nın bu açıklamalarından fikir sahibi olabiliyoruz. Burada öngördüğümüz rakamları da ne yazık ki ciddi bir kamusal borç yükünün ortaya çıktığını gösteriyor. Zaten uluslararası örnekler de kamu özel iş birliğiyle yapılan hastaneciliğin diğer kamu yatırımlarının yanında çok pahalı bir model olduğunu ortaya çıkarıyor. İngiltere’nin yaklaşık 25-30 yıldır bu modelle hastane işletme konusunda belli bir deneyimi var. Gerek İngiltere Parlamentosu raporları gerekse bağımsız kuruluşların raporları, kamu-özel iş birliğinin çok pahalı ve ciddi kamusal zararlara yol açan bir model olduğunu ortaya koymuş durumda. Çok yakın bir zamanda İngiltere de sağlık kurumlarının çoğunu bu şekilde inşa edip işleten Carillion isimli bir şirket battı ve İngiltere’de bu ciddi bir kamusal borç yüküne dönüşmüş durumda. İngiltere bunu anlamış durumda. 2010 yılından sonra zaten bu modelle sağlık yatırımı yapmamak gerektiğini anladılar ve yapmıyorlar. Bizse gittikçe artan bir hızla bu modelle ne yazık ki sağlık kurumları “ Önümüzdeki 25 yıl için yaklaşık 100 milyar dolarlık kamu borç stokunun şehir hastaneleri nedeniyle ortaya çıkacağını öngörebiliriz. Bu mücadele bir yönüyle kamu finansmanını koruma mü- cadelesi, bir yönüyle sağlık hakkını koruma mücadelesi, bir yönüyle de kenti koruma mücadelesi. ” 10 inşa ediyoruz. Beraberinde kamu sağlık kurumlarını kapatı- yoruz, tasfiye ediyoruz ve önümüzdeki döneme dair ciddi bir kamusal borç yükü oluşturuyoruz. Hastalarımızın sağlık hizmeti alacağı devlet hastanesi bırakmıyoruz kent merkezlerinde; rahat ulaşabilecekleri yerlerde. Önümüzdeki döneme ait kaygı verici gelişmeler bunlar.

Şehir Hastanelerinin yapılma amaçları olarak geniş ve ferah hastaneler yapılması ve kamu sağlık hizmetlerini yaygınlaş- tırmak olduğu söyleniyor. 5 yıldızlı otel konforunda hastane hizmeti gibi tanımlamalar yapılıyor. Hastaların sağlık hizmeti kalitelerinde ne gibi değişiklikler öngörülüyor?

Türkiye’deki bu kamu-özel iş birliğiyle yapılan sağlık kurumları devasa boyutlarda yapıldı. Bu boyutlarda yapılan sağlık kurumları; bilimin gereklerine, sağlık hizmetlerinin gereklerine göre değil, tamamen daha büyük projeler olsun daha çok maliyetler ortaya çıksın amacıyla yapılıyor izlenimini doğuruyor. Ankara özelinde sizin de bahsettiğiniz gibi iki tane dev proje var. Bir tanesi Bilkent Şehir Hastanesi. Toplamda 3.700 üzerinde yatak kapasitesi olacağı ifade ediliyor. Diğeri de Etlik Şehir Hastanesi. Onun da yatak kapasitesi 3.600. Bunun karşılığında da toplamda Ankara merkezde sağlık hizmeti veren 13 hastanenin kapatılacağı ifade ediliyor. Bilkent Şehir Hastanesi’nin 2018 yılı içerisinde açılacağı söyleniyor. Bilkent Hastanesi için; Numune Devlet Hastanesi’nin -ki Ankara’nın en köklü hastanelerinden biridironun arkasındaki Yüksek İhtisas Hastanesi’nin, Fizik Tedavi Hastanesi’nin, Zekai Tahir Burak Doğum Evi’nin -yurttaşlarımız büyük doğum evi olarak bilirler-, Dışkapı Çocuk Hastanesi’nin, yine Bilkent’te çok yakın bir zamanda açılmış modern bir hastane olan Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi’nin kapatılacağı duyurulmuş durumda. Siz 6 tane kadim, büyük, değerli hastaneyi kapatıp hepsini tek bir merkezde Bilkent’te topladığınız zaman kentte çok önemli bir değişiklik yapmış oluyorsunuz. Hem mevcut hastanelere kolayca erişen yurttaşlarımızın sağlık hizmeti alabilmek için bu tek merkeze erişiminin zor olacağı ortaya çıkmış durumda hem de bu 6 hastanenin çevresinde hizmet esnafın, taksicinin verdikleri hizmet dahil her türlü hizmetin zora düşeceğine dair çok önemli kaygılar var. Sağlık personelinin bu açılacak olan hastanelere erişiminde de çok önemli sorunlar yaşanması muhtemel. Tabi ki yurttaşlarımızın bu şehir hastanesine gidip gelmekte çok önemli zorluklar yaşayacağı ortaya çıkmış durumda. Nitekim Bilkent Şehir Hastanesi kapasitesindeki bir hastaneye mevcut Bilkent Yolu koşullarıyla erişmek mümkün olmadığı için geçtiğimiz Eylül ayında ne yazık ki ODTÜ’de ciddi bir ağaç katliamı yaptılar. “Bilkent Şehir Hastanesi için yol yapıyoruz.” dendi. 100 metre genişliğinde bir alanda ağaçlar katledildi. Ancak ulaşım uzmanları ifade ediyorlar ki bu da Bilkent Şehir Hastanesi’nin ulaşım sorununu çözemeyecek. Şirketin yetkililerin de çok yakın zamanda açıkladığı gibi günde 100 bin kişinin Bilkent Şehir Hastanesi’ne girip çıkması hesaplanıyor. Çok büyük bir rakam. Günde yaklaşık 27 bin aracın giriş çıkış yapacağı tahmin ediliyor. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde 1 saatte 7500 aracın giriş yapacağı öngörülüyor. Bunun için toplam 13 şeritli yeni yol yapılması gerektiğini ifade ediyor ulaşım uzmanları -ki buna hiçbir şekilde erişebilmek mümkün değil. Ne yazık ki her durumda Bilkent Şehir Hastanesi erişim açısından, kullanım açısından, Ankaralılar açısından önemli bir soruna dönüşebilir. Zaten aynı alana bir de Sağlık Bakanlığı’nın kendi binası ve Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü binaları, İlaç ve Eczacılık Kurumu binaları taşınmış durumda. Şu anda bile Sağlık Bakanlığı çalışanları bu kampüse erişemiyorlar. Ciddi zorluklar yaşıyorlar ve hastane açıldıktan sonra bunun daha da zorlaşacağını ifade ediyorlar.

Adana ve Mersin’de şuan açılmış olan iki şehir hastanesi bulunuyor. Şehir Hastaneleriyle birlikte amaçlanan hedeflere bu iki hastanede ulaşılabildi mi?

2017 yılı içerisinde Mersin, Adana bir de Isparta ve Yozgat Şehir Hastaneleri hizmete girdiler. Bunların içerisinde en büyük olanı Adana Şehir Hastanesi 1500 yataklı bir hastane. Mersin Şehir Hastanesi de 1300 yataklı bir hastane.

 Bu ay Mersin Şehir Hastanesi 1.yılını tamamladı. Ne yazık ki Mersinlilerin çok önemli sorunlar yaşadıklarını görüyoruz. Mersin Tabip Odası’nın, Mersin Şehir Hastanesi’nin 1.yılını değerlendiren bir çalışması var. Size buradan rakamlar verebilirim. Çalışmaya katılan Mersinli yurttaşlarımızın %80’i: “Bize sorulsaydı mevcut hastanelerimizin kapanmamasını tercih ederdik.” diyorlar. Ayrıca, geçtiğimiz bir yıl içerisinde sağlık hizmeti için şehir hastanesine gitmeyen yurttaşlarımıza: “Sağlık hizmeti almak durumda kalsanız hangi hastaneyi tercih edersiniz?” diye sorulmuş. Sadece %4’ü “Şehir hastanesine gideriz.” demişler. Yüzde 40’tan fazlası Mersin kent merkezindeki Toros Devlet Hastanesi’ni tercih edeceklerini ifade ediyorlar. Yine önemli sayıda yurttaşımız Mersin’de üniversite hastanelerini ya da özel hastaneleri tercih edeceklerini ve şehir hastanesine gitmeyi düşünmediklerini ifade etmiş durumdalar. Mersin Şehir Hastanesi hakkında başka detaylar da vereyim. Hastane o kadar büyük ki bir yerden bir yere ulaşım büyük bir probleme dönüşmüş durumda. Hastane içerisinde golf arabalarıyla bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyorlar. Hastane içerisinde kaybolursanız şu numarayı arayın diye telefon numaraları var. Hastane içerisinde kaybolduğunuz zaman arıyorsunuz, gelip sizi almak zorunda kalıyorlar. Hastane için bir uygulama navigasyon programı geliştirildiğini geçtiğimiz ay bir basın toplantısıyla duyurdu hastane ve Mersin Sağlık Müdürlüğü. Hastane başhekimi açıklamasında gerçekten çok çarpıcı bulduğum bir şey söyledi: “Hastane içerisinde ben de kayboluyordum.”. Bu navigasyon uygulaması sayesinde cep telefonlarına indirilen bir programdan bahsediyor. Bu sayede yurttaşlarımız hastane içinde yönlerini bulabilecekler diyor. Yurttaşlarımızın kaçı bu uygulamayı indirip kullanabilir? Kaçı bundan faydalanabilir? Son derece sıkıntılı bir durum.

Mersin Şehir Hastanesinin 1300 yataklı olduğunu, Ankara’dakilerin bunun 3 katı büyüklüğünde olacağı- nı hatırlatmak isterim. Zaten pek çok bilimsel çalışma ortaya koymuş durumda. 200 ile 300 arası yatağa sahip hastaneler sağlık hizmeti alma konusunda pratik ve verimli. Bunlardan daha büyük hastaneler verimli değiller ve yönetilmesi zor. Sağlık hizmeti almak da pratik değil. Yani siz dev hastaneler yaparken nitelikli sağlık hizmeti vermiş olmuyorsunuz. Kaldı ki mevcut hastaneleri kapatarak hepsini bir yere toplamak zaten hastaneye erişimden tutun, sağlık hizmeti almak gibi ciddi problemleri gündeme getirecek. Bütün bu projeler hayata geçirilirken, ihaleler yapılırken buna yönelik yasal düzenlemeler yapılırken itirazlarımızı dile getirdik. TBMM’ye raporlar sunduk, Plan Bütçe Komisyonu’nda anlattık; ama ne yazık ki bugünkü noktaya gelindi.

Şehir Hastanelerinin sağlık personelin etkileri de oldukça sık konuşuyor.Sağlık çalışanları şehir hastanelerinin çalışma koşullarını oldukça zorlaştırdığından ve beraberinde kendileri için pek çok sıkıntı getirdiğinden bahsediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şehir hastaneleri modelinin, kamu sağlık hizmetlerinin önemli biçimde tasfiyesi anlamına geleceğini belirtmiştim. Kapatılacak olan devlet hastanelerinde çalışan hekimlerin, hemşirelerin, sağlık çalışanlarının, hatta taşeron şirketlerde çalışan sağlık emekçilerinin durumu ne olacak meselesi sağlık çalışanları arasında ciddi bir kaygıya dönüşmüş durumda. Mevcut açılmış şehir hastanelerinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı hekimler, hemşireler oraya nakledildiler. Ama taşeron işçilerin durumu ciddi kaygıya dönüşmüş durumda.

Ankara’da açılacak olan bu iki büyük şehir hastanesi için kapatılacak olan 13 devlet hastanesinde çalışan taşeron sağlık çalışanları için, hatta Türkiye genelinde kapatılacak olan devlet hastanelerinde çalışan taşeron sağlık çalışanları için çok tatsız bir düzenleme yapıldı. 696 sayılı KHK ile taşeronların kadroya geçirilmesine dair düzenleme yapıldı. Ancak aynı düzenlemenin içinde şehir hastanelerine nakledilecek olan devlet hastanelerinde çalışan taşeron sağlık çalışanlarının oraya nakledilmeyeceklerine, iş bulabilirlerse ildeki diğer hastanelerde görevlendirileceklerine, o olmazsa diğer kamu kurumlarında görevlendireceklerine, o da olmazsa il dışına gönderileceklerine dair bir düzenleme yapıldı. Şirketin hazırlattığı Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme Raporu’na göre toplamda 13 hastanenin yaklaşık 5 bin taşeron işçisi var. Bunların hastanede görevlendirilmeyeceğini düşünürsek hakikaten ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. Oraya gidecek hekimlerin, hemşirelerin, sağlık çalışanlarının özlük haklarında, çalışma koşullarında ciddi zorluklar ortaya çıkacağını çalışmalar gösteriyor. Ankara Tabip Odası’nın yakında açıklayacağı bir çalışma var. Ne yazık ki şehir hastanelerinde daha nitelikli sağlık hizmeti verilemeyeceğini, iş yükünün artacağını, özlük haklarında kayıplar olacağını düşünü- yor hekimler. Bunları doğrulayan belirtiler ne yazık ki mevcut. Adana Şehir Hastanesi 2-3 ay önce açıldı. Orada sağlık çalışanları döner sermaye ödemelerinde zorluklar yaşadılar. Gelirlerinde kayıplar yaşadılar. Ankara’da da benzer sorunların yaşanacağına dair sağlık çalışanlarının kaygıları var.

Taşeron sağlık çalışanları, hemşireler, hekimler olabildiğince hastaneye yakın yerlerde oturmaya, yaşamaya çalışıyorlar. Kendi aile düzenlerini ona göre kurmuş durumdalar. Kurulan şehir hastaneleri evlerine çok uzak. İki arabayla ulaşsalar bile, toplu taşımayla ulaşsalar bile asgari ücretle çalışan bir taşeron işçi için bu çok ciddi bir problem. Belki günde 3-4 saatlerinin yolda geçeceği bir durumla karşı karşıyayız.

 Şehir hastanelerinin bütün bu olumsuzluklarına karşı geliştirilecek mücadelede hangi noktalara vurgu yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bundan sonra en azından mevcut hastanelerin kapatılmaması için bir çaba harcayacağız. Ankara özelinde size belirttiğim 13 büyük hastanelerin kapatılmaması için Ankaralı yurttaşlarımız bir çaba içindeler. ‘Hastanemi kapatma’ adında bir platform kurdular. İmza kampanyaları yürütüyorlar. Mahalle toplantılarında yaşanabilecek sağlık problemlerini anlatmaya çalışıyorlar. Bilkent Şehir Hastanesi için kapatılacak 6 hastaneyi saymıştım. Etlik Hastanesi için önümüzdeki yıl kapatılacağı söylenen hastaneler var. Bunların içerisinde Dışkapı Hastanesi gibi Onkoloji Hastanesi var. Son derece önemli bir hastane. Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Ulucanlar Göz Hastanesi, Rüzgârlı Devlet Hastanesi, Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi gibi son derece önemli hastaneler var. Şimdi Ankaralı yurttaşlarımız bu hastanelerini kaybetmemek için, bu hastanelerin kapatılmaması için bir mücadele yürütüyorlar.

Ankaralılıların yürüttüğü bu çalışma çok değerli. Hastaneme sahip çıkıyorum, hastanemi koruyup geliştirmek istiyorum, kapatılmasını istemiyorum yönündeki bu çaba çok değerli. Ankaralılar: “Tamam; Bilkent’te, Etlik’te bu hastaneleri yapıyorsunuz. Tamam bunlar da çalısın; ama mevcut hastanelerimiz de çalışsın. Bunları kapatmayın.” diyorlar. Kapatılmak istenen Numune Hastanesi Ankaralıların en eski, en önemli hastanelerinden birisi. Zekai Tahir Doğum Evi Ankara’nın kadın doğum ve çocuk kliniklerini içinde barındırıyor. Yine belirttiğim gibi önümüzdeki yıl kapatılacağı söylenen Dışkapı Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi Türkiye’nin dört bir yanından hastaların gelip sağlık hizmeti aldığı çok önemli kurumlar. Bu kurumlara sahip çıkmak gerçekten çok değerli. Tabi şimdiden Adana’dan, Mersin’den sorunları gördükleri için sağlık çalışanları yurttaşlar bu hastanelerin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesini, özel şirketler tarafından işletilmemesini istiyorlar. Daha açık bir ifadeyle; kamulaştırma yapılmasını istiyorlar. Tabi ki bundan sonra da mücadele sürecek. Şehir hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi için, yeni projelerin hayata geçmemesi için, mevcut hastanelerin kapatılmaması için mücadele sürecek. Çünkü bu mücadele bir yönüyle kamu finansmanını koruma mücadelesi, bir yönüyle sağlık hakkını koruma mücadelesi, bir yönüyle de kenti koruma mücadelesi. Çünkü hastane yaptığınız zaman siz aslında kentin yapısını değiştiriyorsunuz. Hastane dediğimiz sadece bir bina değildir. Sağlık çalışanlarıyla sağlık hizmeti alan kişilerin erişimiyle çevredeki sağlık hizmeti veren eczanesiyle medikal şirketiyle taksiciyle, lokantasıyla bütün bunlarla birlikte kentin kalbinin attığı merkezler bunlar. Bütün bu yönleriyle beraber ele almak gerekir. Ankara ODTÜ’de olduğu gibi kentin dokusuna zarar vermeden yapmak gerekir.

 Şu çarpıcı veriyi verebiliriz size. Etliği bir kenara bırakalım. Sadece Bilkent Şehir Hastanesi’nin 4.000 yatak kapasiteli olacağını öngörürsek böyle bir merkezî yapı yapıp mevcut hastanelerini kapatmak yerine Ankara’ya 8 tane 500 yataklı nitelikli devlet hastanesi yapılabilirdi. Mevcut hastanelerin de korunmasıyla beraber Ankara’nın farklı yerlerine devlet hastanesine erişimin zor olduğu yerlere 8 tane devlet hastanesi yapıp hastalarımızın sağlık hizmetine kolaylıkla erişebilmeleri sağlanıp mevcut hastanelerin iş yükü azalabilirdi, kalabalıklar azalabilirdi. Çok önemli bir adım atılabilirdi. Çok daha nitelikli bir sağlık hizmeti verilebilirdi. Bu kadar büyük bir kamusal borç oluşturulmayabilirdi.

Bilimin gereklerine, doğru finansman modeline, sağlık hizmetlerinin gereğine göre kent dokusuna saygılı yapılar yapılabilirdi. Bundan sonra da kuşkusuz yapılabilir. Bu mücadeleyi hep beraber hem sağlık çalışanları hem yurttaşlarımız olarak vermeye devam etmemiz gerekir.