Facebook: Hırsızlıkta yeni adım - Cihangir Köroğlu

"Bizlerin gayet samimi ve basit bir iletişim aracı olarak gördüğümüzün ötesinde aslında facebook’un yönetenleri tarafından insan haklarını hiçe sayan kişisel verilerimizden kendisine pay çıkaran bir manipüle aracı olduğu ortada."
2018-04-05

 

CİHANGİR KÖROĞLU

    Dünya -Avrupa ve Amerika başta olmak üzere- yaklaşık bir haftadır yaşanan facebook skandalı ile çalkalanıyor. Cambridge Analytica adlı analiz şirketinin 90 milyona yakın facebook kullanıcısının verilerini izinsiz bir şekilde Trump lehine seçim propagandası aracına çevirmesi bir gizli video ile açığa çıktı. Skandal ile ilgili Cambridge Analytica Yönetim Kurulu olayın baş kahramanı olan Yönetim Kurulu Başkanı Alexander Nix’i görevden aldıklarını ve Nix’in açıklamalarının firmanın değer ve faaliyetlerini yansıtmadığını açıkladı. Bir diğer baş kahraman facebook ise  ‘kandırıldık’ edasıyla Cambridge Analytica şirketinin verileri kötüye kullanması sebebiyle "şaşkınlığa uğradıklarını” bildirdi. Tüm bunların üzerine Avrupa parlamentosu facebook’tan kişisel verileri demokrasiyi manipüle etmeye kullanması sebebi ile açıklama isterken yaşanılan skandal sonrası facebook hisseleri yüzde 13 lük bir kayıp yaşadı. Facebook’un 2011 yılında yaptığı rıza mutabakatı ise Facebook’a ayrı bir bela olacak gibi duruyor.

Evden dışarı çıktığımızda karşılaştığımız hemen hemen her insanın bir Facebook profili var. Yeni insanlarla tanıştığımız anda ilk yaptıklarımızdan bir tanesi Facebook hesabına bakmak oluyor. İnsanları bu profilleri doğrultusunda değerlendirdiğimiz söylenebilir. Facebook’ta arattığımız kişiye ulaşamamamız ise aniden bir güvensizlik duygusu yaşatıyor.Facebook insanların rutinleşen hayatlarında bir zaman geçirme alternatifi haline geldi. İnsanlar uzun zamandır görüşmediği bir arkadaşını buluyor, dinlediği bir şarkıyı anlık olarak, samimi bir şekilde tüm arkadaşlarıyla paylaşıyor, belki de, hiç tanımadığı insanlarla oyun oynuyor. Yani bizlerin bu denli basit ve samimi düşündüğümüz Facebook’un, özellikle son skandaldan sonra gördüğümüz üzere kurucuları için tüm bu duygulardan soyut, pazarlanabilir bir kar aracı olduğu bir kez daha net bir şekilde ortaya çıktı. Dünyada milyarlarca sosyal medya kullanıcısı varken kişisel profil verilerinin insan haklarına aykırı şekilde toplanması, dünya gücü olan bir ülkenin yönetiminin belirlenmesine dahi araç olabiliyor.

        Bugün diğer insanlarla kurduğumuz iletişimin büyük bir paydasını sosyal medya üzerinden gerçekleştiriyoruz. Sosyal medyanın bu niteliği yanında veri madenciliği terimini de beraberinde getirdi. Veri madenciliği kısaca büyük ölçekli veriler arasında ‘yararlı’ olabilecek verilerin saptanması ve düzenlenmesi olarak açıklanabilir. Günümüzde veri madenciliği sosyal medyanın kişisel bilgilerimize bu denli ev sahipliği yapması ile daha farklı bir hal aldı. En yakın arkadaşımızla, sevgilimizle, ailemizden biriyle yapmış olduğumuz ‘özel’ ikili konuşma üçüncü bir kişi tarafından izleniyor. Annemize kırmızı renkli bir elbise beğendiğimizi söylediğimizden itibaren internetin her mecrasında karşımıza onlarca kırmızı elbise reklamı çıkıyor. Bu iyi niyetli şirketler(!) bize kolaylık sağlamak, ihtiyaçlarımızı karşılamak için annemizle yaptığımız konuşmayı didikliyor. Sahiden o kırmızı elbise bizim ihtiyacımız mı ? Veya şöyle soralım, şirketler gerçekten bu kadar yardım sever mi ?

         Gelişen teknolojiyle birlikte tüketim eğilimini genişletecek araçların sayısı da arttı. Başta TV ve internet olmak üzere çok çeşitli araçlarla toplumda tüketim çılgınlığı yaratılmakta ve bu sayede büyük kârlar elde edilmekte. Sermaye mallarını pazarlamak için devasa bir reklâm ağı yarattı. Varolan tüketim kültürü ‘ihtiyacın kadarını al’ mantığını tamamıyla terk ettiren bunun karşısında ihtiyacı olmasa dahi herhangi bir internet mecrasında bir kez olsun tıkladığı ürünün sürekli karşısına çıkmasıyla beraber o ürüne ihtiyacı olduğunu düşünüp harcama yaptıran bir tüketim bağımlılığına dönüştürüldü.. Televizyonda yayınlanan bir mafya dizisi üzerinden bireylerin kafalarında belirli mit karakterleri oluşturuluyor. Bununla beraber dizinin kahramanına hayran olan bireyler birer mafya karikatürüne dönüşüyor. Sonrasında birey dizideki mafya karakterine benzemek için kendisine çeşitli ‘ihtiyaçlar’ yaratıyor. Sokakta yürüyüşünden, insanlarla olan iletişimine kadar yaşamını kendisine empoze edilen dizi karakteri çerçevesinde şekillendirmeye çalışıyor. Tabi ki sermaye böylesine güçlü bir madeni işlemekten geri kalmıyor. Dizinin arasında yayınlanan takım elbise reklamı bir anda kendisine müşteri buluyor. Yani televizyonun bizlerin zaman geçirmek için izlediği basit bir iletişim aracı olmadığını söylemek yanlış olmaz.

     Geçmişten bugüne medyanın manipüle gücü yadsınamaz. Reklamlar, diziler, gazeteler, kitaplar ve son zamanlarda yaygınlaşan sosyal medya bu gücün başlıca uzuvlarını oluşturuyor. İzleyenlerin basit ve şirin duygular beslemesine sebep olan, soğuk savaş döneminde yapılan bir çizgi filmin aslında propaganda aracı olarak kullanılması, bir ülkede yapılan askeri darbe sonrasında ünlü simaların magazin gazetelerinde darbe güzellemeleri yapması, 90’lar itibarı ile tamamen hayatımıza giren televizyon ekranlarında tüketim kültürünün empoze edilmesi bu manipüle gücünün yalnızca bir kaç örneği. Bu gücün yaşantımıza etkisi fark ettiğimizin çok daha ötesinde. Yazının başına dönecek olursak; Trump’ın başkanlık seçiminde hazırlık sürecindeki harcamaları ve yapmış olduğu kampanyalar o dönemde sürekli karşımıza çıktı. Ancak insanların karşısında daha fazla görünür olması gerekiyordu. Bu isteğinin cevabını elbetteki sosyal medyada gördü. Kendisine oy verme potansiyeli taşıyan 50 milyona yakın facebook profilini tabiri caiz ise bizzat Facebook’tan satın aldı. Satın alınan bu hesaplar bunun farkında bile değildi diyebiliriz. Sürekli karşılarına çıkartılan Trump reklamları o insanlara Trump’ı desteklemeyi empoze etti. Amerika gibi güçlü bir devletin seçimlerinde bile sosyal medya etkisi ortadayken daha geri ülkelerde nelere yol açabileceği düşündürücü. Tekrar bahsedecek olursak, bizlerin gayet samimi ve basit bir iletişim aracı olarak gördüğümüzün ötesinde aslında facebook’un yönetenleri tarafından insan haklarını hiçe sayan kişisel verilerimizden kendisine pay çıkaran bir manipüle aracı olduğu ortada.