21. Yüzyılda Kurucu Fikirler Sempozyumu tamamlandı: Çözüm halk iktidarı!

Redaksiyon'un gerçekleştirdiği “21. Yüzyılda Kurucu Fikirler: Halk Egemenliği: Direniş Stratejileri ve Sol Program” sempozyumu iki günün ardından dün itibariyle tamamlandı. Sempozyumda gerçekleştirilen tartışmalar Redaksiyon Dergi'nin 20. sayısında yer alacak
2018-05-07

Redaksiyon Dergi ve TAKSAV’ın birlikte düzenlediği “21. Yüzyılda Kurucu Fikirler: Halk Egemenliği: Direniş Stratejileri ve Sol Program” sempozyumun ilk gününden itibaren yoğun ilgi ile katılımcılar tarafından takip edildi. Ankara’da TAKSAV Sümmanı Can Toplantı Salonunda yapılan sempozyum, Fatsa’nın devrimci Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in anısına düzenlendi.

24 Haziran’da haklarından geleceğiz

21-yuzyilda-kurucu-fikirler-tek-adam-duzenine-alternatif-arayislar-460086-1.

Sempozyumun ilk oturumunda Melih Pekdemir, Necmi Erdoğan “Direniş ve Halk Meclisleri Fikri: Deneyimler ve Güncel Arayışlar” başlığı kapsamında konuştu.

İlk sözü alan Melih Pekdemir, “Terzi Fikri’yi anmadan Fatsa’yı konuşamayız. Fatsa’da yaşananlar Türkiye’deki devrimcilerin yapmak istedikleriydi. Büyük bir emeğin ve örgütlenmenin sonucunda ortaya çıkan bir güzellikti. Nokta operasyonu olmasaydı Fatsa gibi birçok il olacaktı. Fakat şu unutulmamalıdır ki yenilmedik. Bütün Türkiye’nin Maraş’a Çorum’a dönüşünü engelledik” dedi.

24 Haziran seçimlerine de değinen Pekdemir, “Gayri nizami bir iktidar karşısında gayri-nizami toplumsal muhalefet etkili olabilir. Onların YSK’ları, topları, tüfekleri olabilir. Karşımızda ne olursa olsun haklarından geleceğiz. Bizlerin kafası başka çalışıyor. Dünyayı değiştirme, devrim yapma isteğimiz hep baki kalacaktır” diye konuştu. Necmi Erdoğan da, “Gezi siyasi açısından önemli bir deneyimdi. Kendi sloganını kendi bulan otoriteye karşı tabi olmayan bir özneleşme sürecine yol açtı. Bugün de kendisini hükümran kılmaya çalışan tebaaya, kullaşmaya karşı özneleşmeyi öne çıkaran bir siyaset olduğu açıktır” ifadelerini kullandı.

Barbarlığa karşı direnmeliyiz

İkinci oturumda ise “Kapitalizmin Krizi ve Krize Karşı Sol Alternatif Arayışları” başlığı tartışıldı. Oturumda, Hayri Kozanoğlu, Sungur Savran, Fikret Başkaya yer aldı. Fikret Başkaya, “Bugün artık kapitalizmi tanımlamak için kriz kelimesi yeterli değil. Sistem her anlamda çökmüş durumda. Örneğin ekolojik alanda da kriz yerine yıkım ifadesini kullanmak daha doğru. Bugüne baktığımızda kapitalizm artık değer üretemiyor, iç sınırlarına ulaşmış vaziyette” diye konuştu.

Sungur Savran ise, “Son dönemde halkın ayaklandığı ülkeler İran, Slovakya, Romonya, Tunus, Ermenistan. Sadece 4-5 ayda ciddi ayaklanmalar oldu. Umutsuzluğa kapılmamalıyız. Kapitalizmin yarattığı barbarlığa karşı örgütlenmeliyiz” dedi. Savran, AKP’nin yeni bir sermaye grubunu hakim kılmaya çalıştığını bunun da islamcı sermaye olduğunu, baskı rejiminin karakterinin Rabiacılık olduğunu söyledi. Savran, “Kurucu fikirlerimizi Marksizme dayandırarak güçlendirmeliyiz” dedi. Günün son oturumunda ise “Halk Egemenliği, Laiklik ve Kamusallık” başlığı kapsamında Güven Gürkan Öztan, Aysun Gezen konuştu.

Sempozyumun ikinci gününde Alper Taş, İlhan Cihaner, Güray Öz, Korkut Boratav ve Kansu Yıldırım konuşmacı olarak yer aldı.

Boratav: Küreselleşme terimi de iflas etti
İkinci günün ilk oturumunda “Halk Egemenliği, Emperyalizm ve Sınıf” başlığı tartışıldı. İlk sözü alan Prof. Dr. Korkut Boratav, “Sistem ciddi bir meşruiyet bunalımından geçiyor. Emperyalizme itibar kazandırmak için kullandıkları küreselleşme terimi de iflas etti. IMF son iki raporunda küreselleşme sözcüğünü tasfiye etti. Bunda etkili olan şeylerden birisi Marksist muhalefeti tasfiye edememeleridir” dedi.



Kapitalizmin meşruiyetini sağlayan düzenin çalışmadığına vurgu yapan Boratav, şunları söyledi: “Krizi yaratanlar krizi yönetmeyi de üstlendi. Halk sınıfları ise muhalefet yapmak istiyor. Sistem halk sınıflarının muhalefetini neo-faşist figürlere, siyasetlere doğru yönlendiriyor. Buna rağmen halk muhalefetleri burjuva iktidarları zorlamaktadır.”
Dünyada sınıf haritasının güncel durumundan bahseden Boratav, kazanan ve kaybedenleri gruplandırdı. Emperyalist sistemin en üst diliminin kazançlı çıktığını söyleyen Boratav, “Batılıların tabiri ile ‘yüzde 1’i, hatta bazıları ‘binde 1’ diyor. Bunlar avantajlı durumda” dedi.

‘Bu gidişat ancak devrimle değişir’
Türkiye’ye ilişkin de bir perspektif ortaya koyan Boratav, kapitalizmin yıkıcı bir pozisyon aldığını, öldüğünün farkında olmadığını ve etrafına da ölüm bulaştırdığını belirtti. Boratav, bunun karşısındaki sınıfların henüz “kendi için sınıf” olduğunun farkında olmadığını da ekledi. Boratav, “Türkiye de bu emperyalist sistemin dışında değil. Kişi başına tüketim milli geliri aştı. Ürettiğinden fazla tüketen bir toplum var. Türkiye ekonomisi ve geleceği için finans kapitalin egemen olduğu sistemde çıkış görünmüyor” dedi. Bu gidişatın ancak devrim ile değişebileceğini vurgulayan Boratav, radikal bir hamle ile halk iktidarının mümkün olduğunu söyledi.

‘Burjuvazi artık yönetemiyor’
Kansu Yıldırım ise, OXFAM’ın 2017’de açıkladığı rapora değinerek şöyle dedi: “Dünyanın en zengin 8 kişisi toplam 426 milyar dolar büyüklüğünde bir servete sahip. Bu servet en yoksul 3,6 milyar insanın, yani dünyanın yarısının sahip olduğu varlıkla eşit seviyede. Bu rakamlar, yaklaşık 128 yıl önce Marx’ın Gotha Programının Eleştirisi’ndeki şu tespitini doğrulamaktadır: Kapitalist üretim tarzı, yığınların üretimin kişisel koşulu emek-gücüne sahip bulunmasına, üretimin maddi koşullarının, sermaye ya da toprak mülkiyeti biçiminde emekçi olmayanların elinde bulunmasına dayanır.”


‘İlk hedef AKP-MHP blokunu yenmek’
Son oturumda ise Alper Taş, İlhan Cihaner ve Güray Öz söz aldı. 

“24 Haziran bağlamında ne yapmak lazım, biz ne yapacağız?” sorusu üzerinde yoğunlaşılması gerektiğine değinen Taş, şöyle konuştu: “Öncelikle olarak AKP-MHP blokunu yenmek ilk hedefimiz olmalı. ‘Biz düzeni değiştirmek istiyoruz, bu işlerle ne uğraşalım?’ diye düşünmeyelim. Temel çelişki emek-sermaye, buna devam edelim ama bugünün görevi ne ona da bakalım. Milyonlarca insan AKP’den kurtulmak isterken buna karışmayan bir solculuk olabilir mi? 
Bu bloku yenmek için birinci olarak güçlü adaylar çıktı. Bu adaylar ile seçimin ikinci tura kalacağını düşünüyorum. İkinci turda Erdoğan’ın karşısında Meral Akşener’in olmamasını sağlamamız lazım. Akşener olursa biz daha zorda kalacağız. HDP’nin de barajı aşması gerekiyor. Çünkü öyle bir sistem oluşturdular ki ittifak yapmazsanız kaybediyorsunuz. 50-60 vekil AKP ve MHP’ye gidiyor. Öyle bir hale getirdiler ki inanmadığınız siyasi partilerle bile ittifak yapma zorunluluğu doğuyor.

‘Ufkumuz Fatsa ufku’
Parlamento işlevsiz kılındı ama parlamentodaki oranlar önemli değişimlere yol açıyor. Bizim ufkumuz Fatsa ufku ama temsili demokrasiyi de reddetmiyoruz. Eski mevcut parlamenter sistemi savunan konumuna düşmeden daha da pratikleşmiş bir parlamenter sistemi savunuyoruz. Enkazın altında kalıp kalmamayı tartışmamalıyız. Memleketin başındaki zat, istikrarsızlık kaynağı. Enkazı gördükleri için baskın seçim yapıldı. Enkazın politik sonuçlarını örgütlemeye çalışacağız. Gitseler de gitmeseler de bizim yapacağımız iş Fatsa’da olduğu gibi halkın öz örgütlenmesini kurmak.” 

‘Biz devrimcilik yapıyoruz’
Kendilerine vekillik teklifi gelmediğini de kaydeden Taş, “Gelirse yetkili kuruluşlar değerlendirir. Gelirse de biz siyasetçilik değil, devrimcilik yapıyoruz. Biz siyasetçi olmamaya çalışıyoruz. İttifak sıfır barajı ittifakı olabilseydi düşünebilirdik ama şimdi HDP’ye baraj konuldu. Biz etik olarak bunun içerisine girmeyiz. Bütün söylediğimiz lafları yutamayız” dedi.

‘Sandık güvenliğini sağlamalıyız’
İlhan Cihaner ise, seçim güvenliğine odaklanmaya dikkati çekerek, “Sandık güvenliğini sağlamalıyız. Sandık güvenliği için herkes elinden geleni yapmalıdır. Hedefimiz Türkiye’yi yeniden kurmaktır” ifadelerini kullandı.