Venezüella’nın Bolivarcı Devrimi Muharebeyi Kazandı, Fakat Savaşı mı Kaybediyor ? - Frederico Fuentes

2018-05-31

 

Counter Punch'tan RedHaber için çeviRen Furkan Üstünbaş

Venezüella'nın 20 Mayıs'taki cumhurbaşkanlığı seçimleri henüz gerçekleşmeden,  -milyonlarca yoksul ve beyaz olmayan seçmeni sistematik olarak haklarından mahrum bırakan bir seçim sisteminde, halkın çoğunluğunun oyunu kaybeden bir başkanın başını çektiği- Amerika Birleşik Devletleri, seçimleri “ne özgür ne de adil” bularak yok saydı.

On üç sağ-kanat Latin Amerika ülkesi ve Kanada'dan oluşan bir koalisyon olan Lima Grubu da sonuçları kabul etmedi. Koalisyonun üyeleri arasında:

* Seçilmemiş başkanı, anayasaya aykırı bir parlamento darbesiyle göreve gelmiş olan Brezilya;

* 2009 darbesinden sonra, anayasa ancak tek bir döneme  izin vermesine rağmen, hiçbir devlet başkanının, göreve başlama törenine icazet etmeyeceği kadar hileli bir seçimle aynı cumhurbaşkanını seçen Honduras,

* Mevcut cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında 100'e yakın adayın, parti yetkililerinin veya akrabalarının suikasta uğradığı Meksika;

* Siyasi aktivistlerin öldürülmesinin hemen hemen her gün gerçekleştiği ve adayların ölüm tehditlerinden dolayı yaklaşan seçimlerden çekilmek zorunda kaldıkları Kolombiya bulunuyor.

Kanada, ülkesindeki  Venezuelalıları, Venezüella Büyükelçiliği ve konsolosluklarında bu seçimlere katılma haklarından yoksun bıraktıktan sonra, seçimlerin “anti-demokratik” olduğunu söyledi.

Medya, seçimlerde hile olduğuna dair iddialarını destekleyecek en ufak bir kanıt sunmadan bu mesajları yaydı.

Hepsi de temel ve inkar edilemez bir gerçeği ısrarla kabul etmek istemediler Onlara yöneltilen her türlü tehdide - yaptırımlar, askeri müdahale ve boykot kampanyaları- rağmen 6.2 milyondan fazla Venezüellalı görevli başkan Nicolas Maduro'ya  % 67,8 oranında, zaferini sağlamlaştıracak oyu verdi.

Seçimlerdeki bazı durumlar  hakkında bazı mantıklı eleştiriler yapılabilir - örneğin, belirli adayların ve partilerin yasaklanması ve devlet kaynaklarının kötüye kullanılması (Latin Amerika'da kesinlikle herhangi bir seçimle ilgili olarak yapılabilecek eleştiriler). Ancak, son oy sayısının hileli olduğunu gösteren hiçbir kanıt sunulmadı.

Maduro’nun başlıca iki rakibi bile, seçimlere dair  genel süreci eleştirirken, son seçim sonucunu sorgulamadı.

Dahası, ana muhalefet partilerinin seçimleri boykot etmemeye ve tek bir adayı desteklememeye karar vermeleri, büyük olasıkla muhalefete seçimi kazandırır. Maduro bile, seçim gecesi yaptığı zafer konuşmasında bu durumu kabul etti.

Fakat Washington’un gözlerini diktiği ve Washington’la başlayan bir  barışçıl geçiş, Venezüella’nın muhalefeti değil.

“Askeri seçenekler” den bahsedilirken, darbeler ve geçiş hükümetleri her zamankinden daha fazla gözle görülür hale geliyor, Venezüella’nın düşmanlarının demokrasiye ilgisinin olmadığı apaçık ortada.

Dahası, Venezüella'ya uygulanan yeni yaptırımlarla da görüldüğü üzere, anti-demokratik hedeflerine ulaşmak için halihazırda zaten  korkunç bir durumun aktif olarak kötüleşmesi konusunda hiçbir vicban azabı duymayacaklar.

İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson, yeni yaptırımlar hakkında çok fazla itirafta bulundu: “Bu çok üzücü çünkü belli ki yaptırımların olumsuz tarafı, acı çekmesini istemediğiniz nüfusu  da kötü etkileyebiliyor olması ”  dedikten sonra,  ‘’iyileşmeden önce her şey önce en dibe vurur’’ diye ekledi ve ‘’Venezüella'nın ekonomik vidasını daha da  sıkmak zorunda kalabiliriz.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Maduro  muhaliflerinin aradığı şey, Venezüella halkını güçlendirmeyi  ve ülkeyi anti-kapitalist bir yöne sokmayı amaçlayan halk sınıflarının siyasi projesi Bolivar Devrimi’nin tüm izlerini ortadan kaldıracak bir senaryo.

Bu kötü istek,  sadece bir seçim zaferinden daha fazlasını gerektirecektir: Venezüella devletinin tam  tasfiyesi, siyasal hakların inkâr edilmesi, siyasetin en büyük tek gücü olmaya devam eden devrimci projeyi destekleyen toplumun geniş bir kesiminin reddedilmesi,  bu gereklilikler arasında en öne çıkanlardır.

Bu anlamda, demokratik seçimleri gayri meşrulaştırmaya yönelik girişimler, demokratik olmayan ve neredeyse kesinlikle kanlı bir sonucun yolunu açmanın bir parçası.

Buna rağmen, Maduro için 6,2 milyon artı oy, Bolivarcı Devrim'in önemli bir toplum desteğini arkasına almaya  devam ettiğini gösteriyor. Bu toplumsal taban, bu seçim savaşını kazanacak kadar güçlüydü  ancak ona karşı yürütülen ekonomik savaş karşısında zayıflamaya başlıyor gibi görünüyor.

Maduro’nun oyu sadece Chavez’in aldığı  8 milyon oy ile karşılaştırınca değil aynı zamanda 2013’teki kendi sonuçlarına göre de  düşüşte. Yaklaşık 1,5 milyon oyluk bir düşüşten bahsedebiliriz. Bu düşüş, bugün, 2013’e göre 1,6 milyon daha fazla kayıtlı seçmen bulunduğunu düşünürsek daha büyüktür. Yani, devrim yanlısı oylama, son altı yılda oy kullanan nüfusun% 43.4'ünden% 30'a düşmüştür.

Dahası, bu sefer Maduro'ya oy verenlerin çoğunun, hükümetin ekonomik savaş olarak adlandırılan korkunç durumla başa çıkmaması halinde,  tekrar  oy vermeye  istekli olmayabileceğini gösteren kanıtlar vardır.

Venezuelalı entelektüel Luis Britto Garcia, 21 Mayıs'ta LaIguana.TV ile yaptığı röportajda, Maduro'nun önemli bir zafer elde ettiğini belirtti. Venezüellalıların yüzleştikleri tüm zorluklara rağmen, bir yıldan kısa bir süre içinde dördüncü kez devrime oy verdikleri göz önüne alındığında, Bolivarcı Devrim'in basit bir kayırmacılık hareketi olduğu yönündeki iddiaların ortadan kaldırıldığını söyledi.

Hükümetin, elde ettiği bu zaferle birlikte, bugünden sonra, anayasının değiştirilmesi yönünde beklentileri karşılama anlamında  artık “mazeretsiz” olduğunu da sözlerine ekledi; bu seçim zaferleri, valilikler, belediye başkanlıkları, Cumhurbaşkanlığı ve Ulusal Kurucu Meclis çoğunluğunu hükümetin kontrolüne verildi.

“Bu an, tüm bu güçlerin Venezüella halkına çok fazla zarar vermiş olan ekonomik savaşa karşı koymak için vazgeçilmez önlemleri uygulamaya koydukları anıdır” dedi. Bolivarcı Devrimin liderleri, ellerinde,  ‘’halkın artık alamayacağı acil önlemleri alabilecek bir iktidar gücünü tutuyor”.

Seçimlerden önce BBC Mundo'ya konuşan Bolivarcı Devrimin genç bir destekçisi olan José González, bunu daha kısa ve öz bir şekilde dile getirdi: “Maduro'ya bir güven oyu vereceğiz. Eğer bu işe yaramazsa,  eğer ülke gelişmiyorsa insanlar sokaklara çıkacaklar ”.