İSİG Meclisi raporu: Mayıs ayında en az 166 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi

İSİG Meclisi’nin açıkladığı rapora göre mayıs ayında 166 işçi gerçekleşen iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi
2018-06-04

 

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi mayıs ayı iş cinayetleri raporunu yayımladı. Raporda aynı zamanda cumhurbaşkanı adaylarına gönderilecek bir açık mektup da yer alıyor. İSİG raporuna göre, Mayıs ayında en az 166 işçi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlere dair bilgiler şu şekilde:

Ocak ayında en az 144, Şubat ayında en az 128, Mart ayında en az 129, Nisan ayında en az 187 ve Mayıs ayında en az 166 işçi olmak üzere; Türkiye’de 2018 yılının ilk beş ayında en az 754 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi

166 emekçinin 127’si ücretli (işçi ve memur), 39’u kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor.

Ölenlerin 10’u kadın işçi, 156’sı erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, tekstil, sağlık ve konaklama işkollarında gerçekleşti.

5’si 14 yaş ve altında olmak üzere 14 çocuk işçi can verdi.

6 mülteci/göçmen işçi yaşamını yitirdi. Mülteci/göçmen işçilerin 5’i Suriyeli ve 1’i Macar.

Ölümler en çok tarım, inşaat, taşımacılık, konaklama, metal, belediye ve enerji işkollarında gerçekleşti.

En fazla ölüm nedeni trafik/servis kazası, ezilme/göçük ve yüksekten düşme. Her ay bu nedenler sıralama değiştirerek ilk üç sırada yer alıyor. Bu ay zehirlenme/boğulma ile elektrik çarpması nedenli iş cinayetlerinde artış gözüküyor.

Bu ay en çok iş cinayeti İstanbul, Manisa, Balıkesir, Ankara, Antalya, Bursa, Gaziantep, Kocaeli ve Samsun’da yaşandı.

Ölenlerin 2’si (yüzde 1,21) sendikalı işçi, 164 işçi ise (yüzde 98,79) sendikasız. Sendikalı işçiler kimya ve güvenlik işkolunda çalışıyordu.

Cumhurbaşkanı adaylarına mektup

ISİG Meclisi aynı zamanda cumhurbaşkanı adaylarına temel taleplerini ileten bir mektup iletecek. Meclis’in önümüzdeki günlerde Recep Tayyip Erdoğan, Muharrem İnce, Meral Akşener, Selahattin Demirtaş, Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’e ulaştıracakları mektupta yer alan temel talepleri şöyle:

  1. OHAL koşullarının devam etmesi için somut bir gerekçe yoktur. Aksine OHAL/KHK uygulaması işçi haklarına karşıt bir durumdur. Son iki yıl içinde işçi sağlığı alanına da bu durum yansımış ve işçi ölümleri yüzde 10 artış göstermiştir. OHAL kaldırılmalıdır…
  2. Ölen işçilerin yüzde 98’i sendika üyesi değildir. Yani sendikasız çalışmak ölüm demektir. İş cinayetlerinin önlenmesi, sağlıklı ve güvenli çalışmanın ön koşulu işçi katılımıdır. İşçiler ancak sendikalaşarak bunu sağlayabilir. Ülkemizde sendikaya üye olan işçiler işten atılıyor, sermaye işyerlerinde sendika istemiyor ya da istediği sendikayı getiriyor. Devlet daha ileri giderek sendikaların yapacağı basın açıklamalarını, toplantıları ve grevleri yani toplu pazarlık hakkını yasaklıyor. Bu noktada işyeri İSİG kurulları, çalışan temsilciliği ve genel olarak sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir. Grev yasaklarına son verilmelidir…
  3. İşyerlerinde işçilere keyfi bir biçimde iş tanımı dışında işler yaptırılıyor. Çalışma saatleri günde 10-12 saate ulaşıyor. Mesai ücretleri, izin hakları vb. verilmiyor. Özellikle taşeron işçiler bu koşullarda çalışırken şimdi taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik gibi kölelik uygulamaları getiriliyor. Özelde veya kamuda tüm taşeronlaştırma ve kiralık işçilik uygulamalarına son verilmelidir…
  4. İş cinayetlerinin sorumlusu işverenler, bürokratlar ve siyasiler yargılanmıyor. Yargılananlar ise çoğunlukla günah keçisi haline getirilen iş güvenliği uzmanlarıdır. Yine mahkemeler iş cinayetlerini cezalandırmıyor, failleri ’24 taksitli para cezası vererek serbest bırakıyor’. İş cinayetlerinin sorumlusu işverenler, bürokratlar ve siyasiler yargılanmalıdır…
  5. ILO ve WHO verilerine göre 1 ‘iş kazası sonucu ölüm’ karşılığında yaklaşık 6 ‘meslek hastalığı sonucu ölüm’ olmaktadır. Ancak SGK verilerine göre her yıl ortalama 500 civarı işçi meslek hastalığına yakalanmakta ve neredeyse hiç bir işçi de ölmemektedir. Meslek hastalıklarının gizlenmesinden vazgeçilmeli ve bu noktada sağlık örgütlerimizin yürütücülüğünde tespit eden/önleyen bir yaklaşım hayata geçirilmelidir…
  6. Emeğin korunmasının temellerinden ikisini iş güvencesi ve insanca yaşayacak bir ücret oluşturur. Asgari ücret yükseltilmeli, işten atmalara son verilmeli ve işsizlik önlenmelidir…
  7. İşçilerin sağlıklı yaşamak ve can güvenliklerini sağlamak için ulaşım, barınma ve beslenme hakları vazgeçilmezdir. İşçi servisleri uygun araçlardan oluşmalı, işçilere kalacak lojman sağlanmalı ve gıda zehirlenmelerini önlenmelidir. Yine toplu taşıma, konut ve gıda fiyatları konusunda adımlar atılmalıdır…
  8. Her yıl 60-70 çocuk çalışırken yaşamını yitirmektedir. 2018 yılı ‘çocuk işçilikle mücadele yılı’ ilan edilmesine rağmen şu ana kadar 27 çocuk işçi can vermiştir. Bu noktada özellikle sanayinin ucuz emek gücü ihtiyacını karşılayan 4+4+4 eğitim sistemine son verilmeli ve çocuk işçilik yasaklanmalıdır…
  9. Ülkemizde küçük yaşlarda çalışma hayatı başlamakta ve neredeyse ömür boyu sürmektedir. Emekçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları vardır ve bu da çalıştıkları mesleğe ve cinsiyetlerine göre belirlenmelidir. Emekliliğin yaşa takılmasına ve kademeli olarak 65 yaş olarak belirlenmesine yani mezarda emekliliğe son verilmelidir…
  10. Kadın emeği; tarımda, sanayide, hizmet sektöründe ve evde görünmez hale getirildi. Oysa her yıl 120-130 kadın çalışırken yaşamını yitiriyor. Kadını temel alan bir işçi sağlığı anlayışı tanımlanmalıdır…
  11. Ülkemizde milyonlarca mülteci/göçmen işçi bulunmaktadır. Temel düzenlemelerden mahrum bırakılan mülteci/göçmen işçilerin çalışma, sağlık, barınma, ücret vb. güvenceleri sağlanmalıdır. Türkiyeli işçilerle mülteci/göçmen işçileri karşı karşıya getiren ücret ve çalışma politikalarından vazgeçilmelidir. Yine bu noktada bölge ülkelerini savaşın içine sürükleyen politikalardan uzak durulmalıdır…