Ahlat Ağacı: Etnografik Bir Çalışma - Anıl Boydağ

Ahlat Ağacı, Nuri Bilge Ceylan'ın 8. uzun metraj filmi .Cannes'dan bu sefer ödülsüz dönen Ceylan'ın filmi, Cannes gösteriminden kısa süre sonra 1 Haziran'da vizyona girdi.
2018-06-15

ANIL BOYDAĞ

Galip Tekin bundan bir yıl önce öldü, bundan yıllar önce ise Uykusuz dergisindeki köşesinde, kitaplarını bir türlü bastıramayan adamın; elindeki tüm paraya kitabını yazıp, sonra onu dolaşıma sokmasını ele alan ve ailesi tarafından reddedilmesine yol açan bir karikatürü vardı. Ahlat Ağacı'nda, Sinan'ın kitabını bastırma çabaları ve babasının sıkıntıları aklıma ilk olarak bunu getirdi. Ahlat Ağacı, Nuri Bilge Ceylan'ın 8. uzun metraj filmi, Cannes'dan bu sefer ödülsüz dönen Ceylan'ın filmi, Cannes gösteriminden kısa süre sonra 1 Haziran'da vizyona girdi.

Üniversite hayatı biten Sinan'ın, memleketi Çan'a dönüşü, yazdığı kitabı bastırma çabası, ailesi ve özellikle de babası ile olan ilişkisi filmin ana konusu. Filmin ana konusu bu olsa da, değindiği tek nokta bu olmuyor, yazının başlığının nedeni de bu. Uzun zamandır aslında da Mike Leigh'in filmleri ile ilgili başlayan bir süreçte, sinemadaki belirli çalışmaların, bir antropolojik çalışma olarak ele alınıp alınamayacağı kafamda dönüp dolaşıyordu. Ahlat Ağacı ise özellikle, yan karakterleriyle bana göre bu tanıma uyuyor. Serkan Keskin'in karakteri(Yazar Süleyman) ile Sinan'ın tartışması, Sinan'ın köyün imamıyla konuşması bunlar aslında filmin Türkiye'ye dair yaptığı etnografik bir çalışma. Sinan'ın karakterinin özelliklerini tam anlamıyla kavrayabildiğimiz yer de, Süleyman ile tartışmaları; Sinan'ı ilk kez bağımsız bir birey olarak gördüğümüz ancak Süleyman'ın karşısında yenilgiye de uğradığı an. Bu yenilgi, bir özgüven timsali olan Sinan'ın yetersizliğini ve toyluğunu da bize en iyi gösteren an. Bu etnografik anlardan topluma dair belirli bütünlükler yakalayabiliriz özellikle de İmam ve İlhami ile olan diyaloglar da buraya yönelmek mümkün ancak sürekli bir bütünlük yakalama çabasına girmemek de önemli bence.

Sinan’ın toyluğu ve babanın figür olarak noksanlığı arasında gidip gelen bir hikayede, filmin belirli bölümlerinde, yakaladığımız modernist hava ki bunu özellikle Hatice (Hazar Ergüçlü) ve Sinan’ın sahnesinde görüyoruz; filmin yakalamak istediği yolu da bize gösteriyor. Özellikle planların ve kurgunun kusursuzluğu sayesinde 3 saatlik bir filmde bir kez olsun konsantrasyon kaybı yaşamıyorsunuz bunun sebebi de 1 yıllık kusursuz bir kurgu çalışması. Belirli söylentilere göre ise Cannes seçki kurulu Ceylan’dan filmi kısaltmasını istemiş ancak, olumlu bir dönüş alamamışlar. Uzun ve özenli bir çalışmanın, muhteşem bir yönetmenliğin eseri Ahlat Ağacı. Yönetmesi çok zor bir cast olarak gözükse de, bence tam anlamıyla oturan bi cast seçimi var. Yansıtılmaya çalışılan genci karşılayan Doğu Demirkol, yansıtılmaya çalışılan babayı yansıyan bir Murat Cemcir var. Klişe bir hikayeyi bu kadar derinleştirip, böyle bir çalışma haline getiren, senaryoyu da es geçmemek gerekir.

Son olarak ise filmin sonuna ve babaya ve aidiyete değinmek önemli geldi bana. Sinan’ın babasından duyduğu şikayet ama babası gibi öğretmen olmaya çabalaması, babasını sürekli kaybetme korkusu ki bu duygu filmde çok saklı bir yerde ancak Sinan bundan korkuyor. Babanın ise artık pes etmiş olması, her şeyi bırakıp tekrar çocuk olduğu yere dönmek istemesi, o ağacın altında karıncıların üstünde gezdiği sahne hem buna temas ediyor, hem de Sinan’ın babasını kaybetmeye dair olan korkusunu. Son sahnede ise, bir anda babasının ona bıraktığı yükün altında boğulan bir Sinan, kuyuyu kazmaya başlayarak gerçekten onun yanında olduğunu geç de olsa gösterme çabası. Bu sahnenin önemi hem Akın Aksu’nun asıl metninin babası ile ilişkisi olması hem de yakın zamanda babamı kaybettiğim için ben de yarattığı hissiyat. Yine de baba ve çocuk bile kendi özel hikayeleri dışında filmin bütünüyle birlikte bu etnografik çalışmanın önemli karakterleri, bunu da atlamamak son derece önemli.