AKP'nin 'yeni' dış politikası nasıl olacak?

24 Haziran seçimleri sonrası Türkiye Dış Politikası açısından yaşanabilecek gelişmeleri BirGün Gazetesi yazarı İbrahim Varlı RedHaber'e değerlendirdi.
2018-06-28

 

MERTCAN KELEŞ

24 Haziran seçimleri sonrası Türkiye Dış Politikası açısından yaşanabilecek gelişmeleri BirGün Gazetesi yazarı İbrahim Varlı RedHaber'e değerlendirdi. Varlı Türkiye-ABD ilişkisi kapsamında, "Zaman zaman küçük türbülanslar yaşanacak olsa da bu genel kaideyi bozmaz. İçeride kimi kriz dönemlerinde nükseden göstermelik ABD karşıtı söyleme rağmen AKP, Türk siyasal hayatının emperyalizme ve neo liberal kapitalist sisteme en sadık partisi." dedi

> Seçim sonrası yeni dönemde ABD ile ilişkiler nasıl şekillenir?

Türbülanslar yaşansa da ilişkiler bozulmaz

AKP’nin ABD ile ilişkileri mevcut bağımlılık ilişkileri nedeniyle bugüne kadar olduğu gibi aynen devam eder. Zaman zaman küçük türbülanslar yaşanacak olsa da bu genel kaideyi bozmaz. İçeride kimi kriz dönemlerinde nükseden göstermelik ABD karşıtı söyleme rağmen AKP, Türk siyasal hayatının emperyalizme ve neo liberal kapitalist sisteme en sadık partisi. Her fırsatta ABD’ye sadakat bildirmeleri bu bağımlılık ilişkisinin bir sonucudur.

"ABD açısından işler gayet yolunda"

Bu özelliği nedeniyle AKP Türkiyesi, ABD ekseninden kopmaz, kopamaz. Öyle bir niyetleri de, politikaları da ideolojik formasyonları da yok. ABD de bu durumun farkında  ve ABD açısında işler gayet yolunda. 360 sayfalık seçim beyannamesinde de dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken ABD ile yakın işbirliğinin devam ettirileceği vurgulanıyordu.

"Erdoğan’ı ilk tebrik eden liderlerden birisi Trump’tı"

Hileli, adaletsiz baskın seçim sonrasında Erdoğan’ı ilk tebrik eden liderlerden birisi Trump’tı. İki lider, Türkiye ve ABD arasındaki “stratejik ortaklığa” dikkat çekti, başta savunma ve askeri ilişkiler olmak üzere işbirliğinin geliştirilmesi konusunda bir kez daha mutabık kaldı. Bu görüşme ve “stratejik ortak” vurgusu dahi iki ülke ilişkilerinin bundan sonraki seyrini göstermesi açısından önemli gösterge. Tabi buradaki “stratejik ortak” belirlemesi ABD’nin AKP Türkiyesi’ni kendi yörüngesinde tutmak için icat ettiği bir ortaklık modeli. Esasında ABD’nin kendi bölgesel ve de küresel politikaları için AKP’yi taşeron olarak kullanmasının adıdır “stratejik ortaklık.” Erdoğan AKP’si tüm dönemsel krizlere rağmen ABD açısından hala en kullanışlı parti konumunda.  Ancak bu Suriye merkezli Ortadoğu politikasında zaman zaman ABD ile ihtilafların yaşanmayacağı anlamına gelmez.

Bu durumlarda da artık fiili ve resmi olarak ülkenin tek hakimi haline gelen Erdoğan, bundan önceki krizlerde olduğu üzere, iç kamuoyuna dönük onları konsolide etmek üzere zaman zaman anti Batıcı anti Amerikancı söylemleri yeniden dillendirecektir en fazla. AKP-MHP ittifakıyla hayata geçirilen yeni başkanlık sisteminin ABD bağlantısını da unutmamak lazım. ABD bu modelin Türkiye’ye giydirilmesi için uzun zamandır uğraşıyordu.

Sarraf Davası sonrasında Halkbank’a kesilecek cezadan, Suriye ve Rusya’dan alınacak S-400’lere kadar birçok konu başlığında krizi en fazla hararetlendirecek konu kuşkusuz S-400 meselesi.

 

    > Menbiç ve Fırat'ın Doğusunda neler yaşanır?

ABD, IŞİD bahanesiyle yerleştiği Doğu Suriye’den çekilme niyetinde değil. Suriye’nin doğusuyla Irak’ın Batısını içeren zengin enerji havzasında uzun vadeli bir takım planlamalar içerisinde. Bu nedenle ABD sadece Türkiye’yi değil Rusya gibi küresel bir gücü dahi Fırat’ın doğusuna yaklaştırmıyor. Bunu da defalarca gösterdi. Fırat’ın doğusuna yaklaşmak isteyen Rusya birliklerini de İran kuvvetlerini de Suriye ordusunu da defalarca vurdu. Fırat’ın doğusunun hem stratejik hem de jeopolitik önemi büyük. Bu bölge Suriye’nin enerji ve su deposu konumunda. Suriye’nin enerji ihtiyacının yüzde 70’ine yakını bu bölgeden sağlanıyor.

Şimdilik bölgeyi Kürtler üzerinden denetleyen ABD, olası bir kriz halinde Sünni Arap aşiretler üzerinden varlığını kalıcılaştıracaktır. İran gibi, Türkiye gibi bölge ülkelerinin Kürtler üzerinden yükselen itirazları üzerine ABD, Rakka ve Deyrizor hattında varlığını sıkıntıya sokmayacak yeni bir formülasyon hayata geçirebilir. Bu kentlerin yönetimini yerel unsurlara/aktörlere bırakıyoruz diyerek, eski modeli yeni bir ambalajla pazarlamak isteyecektir.

Menbiç bu genel tablo içerisinde çok da sanıldığı kadar önemli değil. ABD açısından sembolik bir pazarlık unsuru. Fırat’ın Batısına düşen Menbiç, ABD açısından gözden geçirilebilecek, pazarlık masasında masaya konulabilecek bir koz. Türkiye’nin çok ısrar etmesi haline bırakılabilir. Ancak Menbiç karşılığında Fırat’ın doğusundaki gelişmelere Türkiye’nin itiraz etmemesi, ses çıkarmaması istenecektir. Seçimin hemen arifesinde TSK unsurlarının Menbiç’in çevresinde devriye gezmesine izin verilmesi bir pazarlığın sonucuydu. Ankara-Washington arasında Menbiç’e dair bir mutabakat var. Erdoğan-Trump görüşmesinde de Menbiç konusundaki ortak “yol haritası”nın uygulanmasına devam edileceği de bir kez daha teyit edildi. “Yol haritası” da süreç içerisinde Türkiye’nin Menbiç’te etkin olmasını içeriyor. Bu yol haritası karşılığında ise her ne kadar gizli tutulsa da, açıklanmasa da ABD’nin Doğu Suriye’de, Fırat’ın doğusundaki gelişmelerine ses çıkarılmayacak.

    >Rusya ile Türkiye ilişkileri yeni dönemde nasıl seyreder?

Rusya ile ilişkilerin bundan sonra daha da güçlenerek devam edecek gibi. Bunun olmaması için şimdilik bir neden yok. Ancak tüm iktisadi ve politik yakınlaşmaya rağmen ilişkiler pamuk ipliğine bağlı. Suriye meselesi başta olmak üzere bölgesel meselelere karşı sergilenen tutumlar her an bir kopma yaratabilir.

Afrin, İdlib, Fırat Kalkanı bölgesi, Menbiç gibi nüfuz alanlarıyla, Rojova’nın statüsüne yönelik gelişmeler AKP/Saray rejiminin hem Rusya hem de ABD ile ilişkilerinin seyrini belirleyecektir. Şam yönetiminin arkasında duran Rusya’nın aynı zamanda Kürtlerin statü kazanmasına karşı olmaması da Ankara ile yakın gelecekte yeni sorunların patlak vermesine yol açma potansiyeline sahip. Ankara açısından Hem ABD hem de Rusya ile iş tutmak isteyen Ankara’nın bu denklemde istediğini koparabilmesi, bu iki küresel aktörün çatışmasından faydalanması zor.

Putin’in Erdoğan sevgisi ise kuşkusuz ki karşılıksız değil. Türkiye’yi Astana sürecine eklemleyerek hem Rusya’nın Suriye’deki konumunu ve insiyatifini güçlendirdi. Hem Astana süreci hem de S-400 füze savunma sistemi üzerinden Türkiye’yi yanına çekerek ABD’yle ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Bu politik bir kazanımdı. Ekonomik olarak ise S-400’ler, nükleer santraller, doğalgaz sevkiyatı, büyük ihaleleri kaptı.