R-Analiz | 2018 NATO Zirvesi ve Türkiye - Mertcan Keleş

"Sonuç olarak; Türkiye'nin Rusya ile olan S-400 ticareti, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkileri ve Karadeniz'e kıyıdaşlık durumu Türkiye'yi NATO açısından önemli ama bir o kadar da kritik bir noktaya getiriyor."
2018-07-06

 

MERTCAN KELEŞ

2018 NATO Zirvesi 11-12 Temmuz tarihlerinde Brüksel'de gerçekleşecek. NATO Zirvesi'nin önümüzdeki döneme ilişkin önemli sonuçları olacak. Zirve, Türkiye açısından da önem taşıyor. Erdoğan'ın partili cumhurbaşkanı olarak ilk kez katılacağı Zirve, Türkiye dış politika ve askeri stratejisinde önemli değişikliklere neden olabilir. Türkiye açısından NATO Zirvesi'nin 3+1 şeklinde geçeceğini öngörmek şimdiden mümkün. 

i ) VJTF

NATO 2014 Newport (Galler) Zirvesi sonucuna göre Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti'nin (Very High Readiness Joint Task Force -VJTF) kurulmasına karar verilmişti.Kararın alınmasındaki en büyük etken ise Rusya'ya karşı önlem almak istemiydi. 2014 Galler Zirvesi tam da Rusya'nın Ukrayna müdahaleleri gündemdeki yerini korurken gerçekleşmişti. Ayrıca VJTF'nin kurulması kararına Rusya'nın Kırım'ı 'ilhakı' ve Baltık ülkelerinin Rusya'ya karşı artan güvensizlikleri de gerekçe olarak gösterilmişti. VJTF, herhangi bir kriz anında en geç 48 saat içerisinde savunma ve müdahaleye sürekli olarak hazır halde bekleyecek bir 'tugay' gibi tasarlandı. Üye devletlerin 2020 yılına kadar da kendi güçleri doğrultusunda bu tugaya ne denli katkı sunabileceklerinin bildirilmesi gerektiği kararı alındı. NATO tarafından istenilen ise 2021 yılında VJTF'nin işleyişinde herhangi bir pürüz çıkmaması. 2020'ye doğru gelinirken Türkiye'nin VJTF içerisindeki yerinin ne olacağı ise merak konusu.

Türkiye 2016 yılında Türk askerlerinin yurtdışında, yabancı NATO askerlerinin de Türkiye’de “TBMM kararı” olmaksızın konuşlandırılabileceğini Resmi Gazete'de duyurmuştu. Aslında bu kararın VJTF için alındığı bilinmektedir. Bu bağlamda Türkiye, VJTF içerisindeki yerini almaya hazırlanırken 2016 yılındaki adımıyla bunu anayasal bir çerçeveye oturttu. 

VJTF ve 2018 NATO Zirvesi bağlamında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Nisan ayında "Türkiye, birkaç yıl içinde NATO'nun çok kısa sürelerde görevlendirmesine hazır olacak Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü'nden (VJTF) sorumlu olacak. Bunu da memnuniyetle karşılıyoruz. Bu bizim daha belirsiz ve öngörülemeyen durumlara karşı adaptasyonumuzun bir parçası" açıklamalarında bulunmuştu. Bu Zirve süresince tartışılacak konuların ve bunun sonucunda alınacak kararların Türkiye'nin VJTF içerisindeki görevinin daha tanımlı hale gelmesini muhtemel kılıyor. 

Bu konuya dair bir ek olarak, elbette VJTF hamlesinin Rusya'ya karşı bir hamle olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Hali hazırdaki kararın alınmasının doğrudan Rusya'ya karşı duyulan güvensizlik ve Rusya'nın komşuları ile olan ilişkisi üzerine olduğu NATO'nun kendi sonuç metinleri içerisinde yer almaktadır. Öyle ki NATO'nun resmi sitesinde özel bir köşe olarak "NATO-Russia" başlıklı bir yazı geçtiğimiz günlerde güncellenmiştir. Bu yazının içeriği NATO ve Rusya ilişkilerini Mit-Gerçek ikiliği çerçevesinde ele almıştır. Mit kısmında NATO'nun Rusya'ya baskı uyguladığını sergileyen açıklamalar, gerçekler kısmında ise bunu yanlışlayan uzunca açıklamalar mevcuttur. NATO'nun böylesi bir açıklamayı kendi resmi sitesinden duyurması aslında 'Mit' başlığında yazılan ve NATO'ya göre gerçekliği yansıtmayan bu iddiaların ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir. Hal vaziyet böyleyken, Rusya'ya karşı alınacak önlem yalnızca VJTF hamlesi ile de sınırlı kalmayacaktır. 

ii ) Karadeniz Meselesi

NATO, bilhassa Rusya'nın Kırım'ı 'ilhakı' sonrası Karadeniz'deki elinin bir hayli güçlendiğini öngörerek 2014 Galler Zirvesinden sonra Karadeniz üzerinde yoğunluğunu arttırmayı hedefledi. Bunun emareleri çok kısa zamanda açığa çıktı ve bugün halen daha sürmektedir. Bu yüzden de NATO; Rusya'ya karşı elini güçlendirmek için Karadeniz'deki gücünün yükselmesi gerektiğinin farkında.

Öncelikle Karadeniz'deki bu NATO-Rusya güç dengesinin doğrudan doğruya Türkiye'yi ilgilendirdiği ve bu meselede Türkiye'nin doğrudan muhattap olduğunu belirtmek gerekir. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile beraber yalnızca Boğazlar üzerindeki problemleri çözmemiş; buna ek olarak Karadeniz'e dair de belli sorunların ve tartışmaların sonuca varmasını sağlamıştır. NATO bu antlaşma gerekleri konusunda hassas davranmak kaydı ile 2014 Zirvesi'nden beridir Karadeniz'e düzenli olarak ve bilhassa da NATO'ya bağlı İngiliz Donanma Gemileri ile girişler yapıyor ve belli dönemlerle de askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Daha önce Rus yetkililerin bu adımları baskı ve tehdit olarak nitelediğini de biliyoruz. Bu eksende, 2018 NATO Zirvesinden Türkiye ve Karadeniz bağlamında hem kısa hem de uzun vadeli adımlar atılması yönünde sonuçlar çıkması muhtemeldir. Eklemek gerekir ki Türkiye de Montrö'nün ihlal edilmemesini özel olarak istiyor. 

iii ) S-400

Türkiye'nin bugünün en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak gösterilen S-400'ü Rusya'dan almaya başlaması ile beraber ABD'de buna karşı sesler yükseldi. Bu karşıt sesler o kadar yükseldi ki, ABD Kongresi bile bu konuyu gündemine aldı. Hal böyle iken elbette NATO'dan da çeşitli açıklamalar geldi.

S-400, Rusya'nın Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen sonra geliştirmeye başladığı insanlı ya da insansız her türlü hava aracının ve hem seyir hem de balistik füzeleri imha etme kapasitesine sahip bir sistemdir. 1993 yılında ilk kez S-300'ün devamı olarak açığa çıksa da bütçe yetersizliğinden ötürü hemen geliştirilip tamamlanamamıştır. Ancak 2007 yılına gelindiğinde artık S-400'ler hazır hale gelmiştir.

Türkiye'nin bu sistemi Rusya'dan alması ve kullanan ilk NATO üyesi devlet olması itibariye ABD'li yetkililer, ABD Kongesi ve basın bu durumu çokça konuştu. ABD, S-400 sistemi hakkındaki bütün çekincelerini öne sürdü. Bunun yanında ise NATO, Türkiye'nin S-400 adımını, "kendi ulusal kararı" olarak niteledi. Ancak Genel Sekreter Soltenberg, bunun devamında ABD'nin çekincelerinin farkında olduklarını ve sistemin NATO sistemlerine entergrasyonda sıkıntılar çıkabileceğini de söyledi. Esasen üstü kapalı bir şekilde NATO da bu alışverişe şerh düşmüş oldu. Peki 2018 Zirvesi'ne giderken S-400 gündemi nasıl belirlenecek? 

NATO, her anlamda Rusya ile denge ilişkilerini kendi lehine çevirmek isterken Türkiye'nin Rusya ile bu denli önemli bir askeri-ticari ilişki içerisinde yer alması Türkiye'nin pozisyonu açısından kritik. Karadeniz'deki tatbikatlerini her geçen gün arttıran ve bunun yanında VJTF içerisinde Türkiye'ye önemli görevler biçmeye hazırlanan NATO; böylesi bir ilişkiye karşı çıkabilir ve bunun yansımaları Brüksel Zirvesi'nde kaçınılmaz olarak hissettirebilir. Zirve öncesi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun "NATO'ya gerekli bilgilendirmeyi yaptık. Yaptırım uyguladığın zaman karşılığını görürsün. Böyle bir anlayışla ilişkiler sağlıklı yürümez. ABD yönetimi S-400 meselesi nedeniyle Türkiye ile ilişkileri bozmak istemiyor." açıklamaları ise Türkiye'nin bu krizi ABD'ye karşı NATO'da çözmek istediğinin bir göstergesi olarak görülebilir. 

+ i ) Orta Doğu

Yukarıda bahsedilenler büyük ölçüde NATO'nun Türkiye'ye doğru yükleyeceği misyonlarla ilgili. Ancak Türkiye'nin de Fırat'ın Doğusu için Zirve'de bir gündem oluşturması beklenebilir. Menbiç konusunda ABD ile anlaştığı görülse de esasen Fırat'ın Doğusu'na bir müdahalede bulunmak isteyen Türkiye bu konuyu daha derinleştirmek isteyecektir. 

Erdoğan'ın ve bilhassa da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun sınırötesi operasyonlar bağlamında her gün söz söylediği bir durumda asıl hedefin Fırat'ın Doğusu olduğu görülmekte. Çavuşoğlu, Brüksel'den hemen önce hedefin Fırat'ın Doğusu olduğunu da açıkça duyurdu ancak ABD, bölgedeki müttefiki olan YPG'nin bu bölgeden tasfiyesine ne olursa olsun izin vermeyeceğe benziyor. Nasıl ki Trump'ın İran için diretmesi ve bu diretmeyi ve ikna sürecini bulunduğu her uluslararası platformda dile getirmesi bir tür strateji ise Türkiye'nin de bu stratejiyi izlemesi mümkündür. Elbette Çavuşoğlu'nun NATO'nun gündeminde ne var diye sorulunca kesin bir ifade ile "terör var" cevabı, ve bunun devamında "Artık tehdit nereden gelirse NATO da ona göre tedbir alması gerekiyor. Bugün müttefiklere yönelik ve bize yönelik de öyle, NATO'ya, en büyük tehdit terör örgütlerinden geliyor." açıklaması da bu tespiti bir hayli güçlü kılıyor. 

Sonuç olarak; Türkiye'nin Rusya ile olan S-400 ticareti, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkileri ve Karadeniz'e kıyıdaşlık durumu Türkiye'yi NATO açısından önemli ama bir o kadar da kritik bir noktaya getiriyor. İlk bakışta gerek VJTF içerisinde, gerekse de Karadeniz üzerinden Türkiye'nin yeni dönemde NATO için 'daha' da önemli bir müttefik-devlet statüsüne yükselmesi muhtemel gibi gözüküyor. Öte yandan ise S-400 ticareti de yakın dönemde Türkiye'nin NATO içerisindeki durumunu kritik bir noktaya çekebilir gibi. Kısa dönemde görüldüğü gibi bir Rusya bir ABD arasında gidip gelen Türkiye'den tercih yapılması istenebilir. 2018 Brüksel Zirvesi önemli konu başlıklarını içermesinin yanı sıra, Türkiye'nin gelecek döneme dair dış politikasını da yakından meşgul edecek sonuçlar doğuracağa benziyor.