Küresel Ticaret Amerikan Güvenlik Meselesidir - Rana Foroohar

"Etkinliğin okuma listesinde, Amerikan iş dünyasının -ağırlıklı olarak araba üreticilerinin- 1940lar başında savaş dönemi Amerikasına katkılarını anlatan Özgürlüğün Demir Ocağı kitabı da vardı. O dönemde, araba endüstrisinin üretim ve lojistikteki mucizesi sebebiyle, sektör, demir ve aliminyum gibi ulusal güvenlik kadar önemli görülüyordu. Bu demek değil ki Amerikan Ulusal Güvenlik Komitesi ticaret savaşı destekçisi -ya da Detroit’in üretim kapasitesi yakın zamanda Pentagon ile paylaşılacak." Rana Foroohar - Financial Times
2018-07-21

 

Financial Times'tan RedHaber için çeviren Yusuf Tuna Koç

Trump yeni gümrük vergileriyle serbest piyasacı liberalleri sinirlendirdiğinde, eleştirmeler genelde tek başına kendisini suçladı. “Trump’ın ticaret savaşı” ya bir “pazarlık noktası” ( şimdi Çin’e daha geniş çaplı vergiler uygulanacağının açıklanmasıyla zayıflayan iyimser yorum)  ya da birçoklarının ciddi bir akıl hastalığı olarak yorumladığı şeyin en güncel belirtisi. Gerçekse daha karışık ve Trump’ın egosu açısından daha az cazip- kamu ve özel sektörde önceye göre çok daha geniş bir grup stratejik sebeplerden ötürü Çin ve ABD arasındaki bu durumun tersine çevrilmesini istiyor. Geçen ayın sonlarında Ulusal Güvenlik Üniversitesinin düzenlediği ve hem ordu içinden hem sivil platformlardan birçok önemli ismi bir araya getiren iki günlük etkinlikten ortaya çıkan durum bu. Onlarca uzman, hükümet yetkilisi ve iş dünyası yetkilileri, ikinci dünya savaşı sonrası durumun bozulması, Çin’in güçlenmesi ve ABD’nin üretiminin ve savunma endüstrisinin nasıl güçleneceğini konuşmak için toplandı. Amaç, tedarik zincirini sadece bir ticaret savaşına değil, gerçek bir savaşa da dayanabilecek şekilde güçlendirmekti. 

Geniş çaplı ve farklı konular üzerine dönen tartışmaların arasında, konuşmacıların genel olarak vurguladığı, küresel dünyada serbestçi yaklaşımın bittiği ve bu durumun Amerikan endüstrisine ciddi sonuçlar doğuracak olduğuydu. “Eğer başlangıç noktası olarak Çin ve Rusya ile ciddi bir çekişme içerisinde olduğumuz kabulünü alırsanız, inovasyonun güvenliğini sağlamalı, uygulanabilir bir endüstri kurmalı ve bunu arttırmalısınız” dedi etkinliğin organizatörü Tümgeneral John Jansen.

Etkinliğin okuma listesinde, Amerikan iş dünyasının -ağırlıklı olarak araba üreticilerinin- 1940lar başında savaş dönemi Amerikasına katkılarını anlatan Özgürlüğün Demir Ocağı kitabı da vardı. O dönemde, araba endüstrisinin üretim ve lojistikteki mucizesi sebebiyle, sektör, demir ve aliminyum gibi ulusal güvenlik kadar önemli görülüyordu. Bu demek değil ki Amerikan Ulusal Güvenlik Komitesi ticaret savaşı destekçisi -ya da Detroit’in üretim kapasitesi yakın zamanda Pentagon ile paylaşılacak. Tersine Amerikan ulusal güvenliğinin öncelikleri için Çin ile girilen savaşın çözülmesini isteyen insan sayısı gün geçtikçe artıyor. İşaret ettikleri şey ise, yapay zeka, robotikler, insansız araçlar, sanal gerçeklik, finans teknolojisi ve biyoteknoloji gibi yüksek teknoloji sektöründeki alanların sadece askeri sanayi için değil, özel sektör için de önemli olması. Ocak ayında, devletin özel sektörü savunma teknolojileri için fonlayan kurumu olan Savunma İnovasyon Bölüm Deneyleri, Çin’in hem Amerika’da hem de silikon vadisindeki teknolojik buluşlarını inceleyen bir rapor hazırladı. Raporda, Çinli şirketlerin, Amerikan askeri donanımlarına ve hizmetlerine de dokunantedarik zincirinde kilit noktada bulunan teknolojilere sahip olduğu, bu mecburiyetten kurtulmanın yıllar alacağı, Çinlilerin Amerika’nın 2015 yılı tüm risk sermayesi anlaşmalarından yüzde 16sından pay aldığı belirtildi.

ABD Savunma Bakanlığı ayrıca Beyaz Saray’a tedarik zinciri meselesini bir adım ileriye taşıyan ayrı bir rapor verdi. Aynı 2013’te ABD’nin Hellfire füzelerinin kilit bir iticisi için Çin’de bir fabrikaya mecbur kalmasının ortaya çıkması gibi yeni endişe verici haberler duyabiliriz. Bu olay ortaya çıkınca da Savunma Bakanlığı ABD’de bu işi yapacak bir fabrika kurmak zorunda kalmıştı. Amerikan ordusu hala daha tedarik zincirlerinin stratejik rakipleri tarafından kontrol edilmediğinden emin olmaya çalışsa da, çin çok daha uzun erimli bir oyun oynuyor. Aradaki fark iki kelimeyle özetlenebilir: Sanayi politikası. Çin’in var, ABD’nin yok. ABD her zaman bu konuda resmi politikadan uzak durmaya çalıştı çünkü şirketler arasında açıktan taraf tutmakla suçlanmaktan korktu. Ama Çin’in yaptığı böyle bir taraf tutma değil, ihtiyaçları olan teknolojiyi elde etmek için koordinasyona dayalı bir anlayış geliştirmekti. Yaptıkları sadece yatırım ve kazanç odaklı değildi, aynı zamanda ortak teşebbüsler, endüstriyel istihbarat ve siber hırsızlık da dahildi. Kimse çokuluslu şirketlerin böyle bir anlayışta olup olmamasını tartışmıyor. Mesele, bu şirketlerin böyle bir atmosferde hala aynı şekilde iş yapabilecek durumda olmamaları. Trump’ın seçilmesinden önce, küreselleşmenin gerektirdiği saygınlık ve finansal riskler daha kesindi.  

Walmart’ın, kıyafet üretimi ihalesini üçüncü sıra tedarikçilere vermesi, Rana Plaza çöküp de 1100 tekstil işçisi öldüğü zaman anlamını yitirmişti. Boeing, tasarruf etmek için Dreamliner’in yüzde yetmişini dışarıya yaptırdı, ama proje planlanan rakamdan fazlasına mal oldu ve istenenden daha geç hazırlandı. Şüphe yok ki birçok çokuluslu şirket, bu ticaret savaşı sonuçlanmadan daha tedarik zincirlerini kısaltacak. Birçoğu, piyasaya çok daha odaklı olanlardan da fazlası, bu savaştan ciddi zarar görecek. Aynı zamanda Çin’in vereceği tepkinin de hedefi olacaklar. Duyumlara göre, şu an bile birçok şirket üretimlerini Çin’den başka ülkelere çekmiş durumda, Vietnam gibi. Eğer ABD’de bahsedilen askeri sanayi kompleksi planlandığı gibi olursa, bu tedarik zincirlerinin eve dönüşü çok daha çabuk olabilir.