Neoliberal Devlet Biçimine Bir Çivi Daha: Bir Yönetişim Projesi Olarak McKinsey - Kansu Yıldırım

2018-10-03

Bir uyarı ile başlamak mümkündür: Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın konuyla ilgili açıklamasından ve McKinsey şirketinin geçmiş pratiklerinden yola çıkarak ekonomi yönetimindeki yeni duruma mutlaklıklar atfetmek yöntemsel olarak sorunlar doğurabilir. Çünkü yeni durum hiç şüphesiz Türkiye toplumsal formasyonunun iktisadi ve siyasi özgüllüklerine göre şekillenecektir.

Bununla birlikte neoliberal devlet biçimi ekseninde, yeni hükümet modelinin küresel iktisadi sistemle ilişkisi üzerinden kısa bir sorgulama yapılabilir. Keza, bu sorgulama kaçınılmaz olarak yönetişim kavramı etrafında şekillenmek durumundadır. 

Bakan Albayrak, New York’ta Türkiye-ABD İş Konseyi tarafından düzenlenen 9. Türkiye Yatırım Konferansında Türkiye ekonomisinin yönetimi için ABD merkezli McKinsey (The McKinsey Center for Government-MCG) danışmanlık şirketi ile çalışacaklarını açıkladı: “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek”.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ekonomi yönetiminde yer alan yeni bir mekanizmanın McKinsey ile ilişkisinin detayları henüz bilinmiyor. Şirketin Irak, Lübnan, Güney Afrika ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki faaliyetleri ve Türkiye’de de danışmanlık hizmeti sunacağı bilinmektedir. Neden ve hangi kapsamda hizmet satın aldıklarını kamu yönetimi bağlamında tartışmaya açabiliriz.

I.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuki ve idari düzeylerde kontrol ve denetim mekanizmaları bulunmayan -referans alınan (mehaz ülke) modellerle benzerliği minimum olan- atipik bir model olmasına karşılık, bütünüyle sermaye mantığı çerçevesinde şekillendirilmiştir. 

Bu doğrultuda sermaye birikim stratejilerinive emek rejimini düzenleyen kurumlar birleştirilirken, piyasaya devlet müdahalesini kolaylaştıran yeni kurumlar modele eklenerek hayata geçirilmiştir. Örneğin, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı’nın ve Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı’nın birleştirilmesi sermaye birikim stratejilerini düzenlemeye dönük iken, Çalışma Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın birleştirilmesi emek rejimini düzenlemeye dönük bir adımdır. 

Söz konusu operasyonel birleştirmeler sıklıkla Erdoğan’ın davranışlarına atfedilen “keyfiyet”ten ziyade, sermaye birikimininönündeki bürokratik ve siyasal engelleri azaltmaya, sermaye birikim stratejisinin sürtünme katsayısını azaltmaya ve toplumsal muhalefet ölçeğinde gelişebilecekmuhtemel taban hareketlerini denetim altına almaya yöneliktir.

Siyasi iktidarı ve yeni sistemi ayakta tutmaya dönük bu eylem ve işlemler hiç şüphesiz kamu bütçesine personel, kira, kırtasiye, harcırah, vd. kalemlerde yük getirecektir. Yanısıra Cumhurbaşkanlığına bağlı yeni kurumların oluşturulmasıpartizanlık/kadrolaşma çerçevesinde başka bir anlama daha sahiptir. 

Bu yazıda AKP iktidarının, Batı ile ilişkilerini iç siyasette söylemsel düzeydeki gerilimler üzerine inşa ederek tabanını konsolide etmeyi hedeflediği , temelde ise kurumsal düzeyde ilişkileri derinleştirmeye yönelik bir eğilime sahip olduğu gerçeği üzerinde durulacaktır. Ve belirleyici olan söylemsel düzeydeki gerilimin perdelediği asıl eğilimdir; ilişkilerin kurumsal düzeyde derinleşmesi McKinsey sorunu üzerinden kurulan yönetişim mantığı ile somutluk kazanmaktadır.

II.

Yeni model hayata geçirildikten sonra Cumhurbaşkanlığı'na bağlı, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip dört ofisin kurulacağı 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde (md. 526) duyurulmuştur: Dijital Dönüşüm Ofisi, Finans Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi ve Yatırım Ofisi. Ofislerin faaliyet alanı ve sermaye birikim stratejileri çerçevesinde nereye oturacağı ekonomi-politik bağlamı içinde şu şekilde tarif edilebilir:

 
 
OFİS İSMİ
AMAÇ / FAALİYET ALANI
BAĞLAM
Finans Ofisi
“Finans Ofisi, ulusal ve uluslararası bankacılık ve finans sektörünü izleyecek ve analizler yaparak raporlayacak. Türkiye‘nin finans piyasaları içindeki konumunu da raporlayacak olan Ofis, finansal kaynakların çeşitlendirilmesi ve uluslararası fonların Türkiye‘ye gelmesini sağlayıcıyı çalışmalar yapacak, İstanbul Finans Merkezi projesini yürütecek ve gelişmeleri takip edecek.”
Birikim stratejilerini farklı zaman aralıklarını gözeterek düzenleme ve farklı sermaye fraksiyonları arasındaki güç ilişkilerine müdahale etme
İnsan Kaynakları Ofisi
 
“Türkiye‘nin insan kaynakları envanterini çıkaracak ve ihtiyaç duyulan alanlarda yetenek gelişim faaliyetlerini yürütecek. Türkiye‘nin vizyonu, hedefleri ve öncelikleri doğrultusunda insan kaynağının geliştirilmesini sağlamaya yönelik projeler üretecek. Ofis, özel yeteneklerin keşfini sağlayacak ve yetenek yönetimi projelerini yürütecek, politika kurullarının öncelediği alanlarda küresel düzeyde insan kaynağının tespitini yaparak milli projelere kazandırılmasını sağlayacak. Ofis ayrıca, kamuda kariyer yönetimi, performans yönetimi, ve diğer modern insan kaynağı yönetim modellemelerinin hayata geçirilmesi için projeler geliştirecek.”
 
Kamu ve özel sektörü kapsayacak şekilde personel rejimini dönüştürme/düzenleme ve emek piyasasını disipline edici mekanizmaların hayata geçirilmesi
Yatırım Ofisi
 
“Ülkenin ekonomik kalkınmasında gereksinim duyulan yatırımların artırılması için Türkiye‘de yatırım yapılmasını özendirmeye yönelik çalışmalar yürütecek.
Kamu kurum ve kuruluşları ve özel sektör kuruluşlarınca yürütülen uluslararası düzeydeki yatırım ortamı tanıtım faaliyetleri kapsamında kurum ve kuruluşları arasında koordinasyon sağlayacak. Türkiye‘de yatırımların artırılmasına katkı sağlayacak her türlü bilgi ve veriyi oluşturmak veya ilgili kurum ve kuruluşlardan toplamak, güncellemek ve dağıtmak, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla bu konuda işbirliği yapmakla görevli olacak.”
 
Uluslararası kapitalist sistemle entegrasyonun derinleştirilmesi ve uluslararası sermaye hareketleriyle ilgili projeksiyonlar oluşturma, kaynak/veri paylaşımı
Dijital Dönüşüm Ofisi
 
“Kamunun dijital dönüşümünü (e–devlet dönüşümü) koordine edecek, milli teknolojinin geliştirilmesi ve bu kapsamda farkındalık oluşturmak amacıyla gerekli projeler geliştirecek, büyük veri analizi yapacak, öncelikli proje alanlarında yapay zeka uygulamalarına öncülük edecek, siber güvenlik ve bilgi güvenliğini artırıcı projeler geliştirecek.”
 
Küresel kapitalist sistemle bürokratik entegrasyon sürecinde veri/kaynakların ortak kullanıma açılmasının kolaylaştırılması ve yatırım planlayan şirketlere SWOT gibi analizler için enformasyon aktarımı
 


Çiğdem Toker’in konuyla ilgili yazısında dikkat çektiği bir nokta önemlidir: Açıklanan Yeni Ekonomi Programı'yla sayılan bu ofislere “Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi” adında yeni bir ofis ekleneceği duyurulmuştur. Diğer dördü Cumhurbaşkanlığı’na bağlı iken, bu ofis Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı olacaktır. [1]

McKinsey isminin anılmasından sonra eleştirilere maruz kalan Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ofisin içeriği hakkında nispeten daha detaylı bilgi verilmiştir:
 
“Söz konusu ofis, kamu maliyesine yönelik Yeni Ekonomik Program’da öngörülen tedbirlerin uygulamasına liderlik edilmesinin yanı sıra yeni tedbirlerin süreklilik esası çerçevesinde tasarlanması ve tasarlanan bu ilave tedbirlerin uygulamasından sorumlu olacaktır. Bu ofis, bakanlıklar ve kendi insan kaynağımızdan oluşmaktadır. Söz konusu ofis, tamamı kamu görevlisi olan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın mevcut çalışanlarından kurulmuştur.”[2]
 
McKinsey tam da burada devreye girecektir. On altı bakanlığın temsilcilerinin bulunduğu yapıya, devlet bankalarındanve diğer devlet kurumlarından kamu görevlilerininde dahil edileceği ifade edilmektedir. Kurumlar arasında ortak iş yapma kültürünün geliştirilmesi ve hızlı sonuç veren çalışma yöntemlerine dair dünyadaki en başarılı örneklerin analiz edebilmesi için gerekli görüldüğünde McKinsey’den danışmanlık alınmasının öngörüldüğü belirtilmektedir.
 
McKinsey firmasının danışmanlığının herhangi bir icra fonksiyonu ya da yetkisinin bulunmayacağı özellikle vurgulanmıştır ve söz konusu firma için “McKinsey tedbirlerin uygulanmasına liderlik edecek” denilmiştir. Bununla birlikte icra fonksiyonu olmamasına karşılık firmaya inisiyatif tanındığı açıklamadan yine de anlaşılmaktadır.
 
Şu ana kadar elimizdeki verileri belirli bir çerçeveye oturttuğumuzda: 
 
1.    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modelinin sınıfsal yapısını kavramış oluyoruz; bu modelin sermaye mantığına göre şekillendirildiği anlaşılıyor.
2.    Finansallaşmaya dayalı birikim stratejisine göre düzenlenen merkezi ofislerin çalışma prensibine benzer şekilde yanı sıra Bakanlığa bağlı mikro düzeyde de bir ofis kurulduğunu görüyoruz. Diğer ofisler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulmuşken, bu ofisin kurulma şekline dair ayrıntı bulunmuyor. (Ayrıca yeni kamu bürokrasisi hiyerarşisine göre Ofislerin ve Bakanlıkların nasıl konumlandığı muğlaklığını koruyor.)
3.    Bu ofisin koordinasyon gerekçesiyle ulusüstü bir sermaye kurumundan hizmet satın aldığı ortaya çıkıyor.
4.    Anlaşmanın içeriği bilinmemekle birlikte, bu kurumun icra özelliğinden ziyade danışmanlıkla sınırlı bir görevi olacağını da öğrenmiş bulunuyoruz.
 
O halde yukarıdaki tabloya Maliye Bakanlığı Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün sitesinde yer alan Yeni Ekonomi Programı - 2019-2021 sunumundan yola çıkarak bir de şöyle bir ekleme yapmak mümkündür:
 
OFİS İSMİ
AMAÇ / FAALİYET ALANI
Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi
“Tasarruf tedbirleri ve gelir artırıcı inisiyatifleri belirler. Bakanlıkların bu inisiyatifler bazında hedefleri oluşturulur. İnisiyatif bazında yol haritası hazırlanır ve uygulanır. İnisiyatiflerin performans göstergeleri takip edilir ve raporlanır.”
 
 
Söz konusu tabloya anlam kazandıran sihirli sözcük ulusüstü kavramıdır. McKinsey’nin anatomisi incelendiğinde görülecektir ki, kuruluş son 5 yıl içinde 110 ülkede, 250’den fazla hükümet kuruluşu ve STK’yla çalışmış ve çeşitli projeler kapsamında 4500’den fazla taahhüt tamamlamıştır.
 
McKinsey’nin “Yeni Ekonomi Programı - 2019-2021” hedeflerini ve sonuçlarını her çeyrekte kontrol edecek olması, devletin denetim yetkisini ulusüstü bir sermaye kuruluşuna devri anlamına gelmektedir.
 
Türkiye’de bir süreden bu yana Deloitte, Ernst & Young, PwC gibi şirketler piyasada işlem gören büyük şirketleri “ulusüstü” ve “bağımsız kurum” pozisyonunda denetlemektedir. Bu tip kuruluşlar finansal tablo denetimi, muhasebe mevzuatına uyum ve raporlama hizmetleri, finansal muhasebe danışmanlık hizmetleri ve usulsüzlük incelemesi ve uyuşmazlık danışmanlığı olmak üzere bir dizi “bağımsız denetim hizmetleri” sunmaktadır.
 
Sermaye Piyasası Kurulu 25 Ekim 2009 yılında yaptığı değişiklik ile yeterli kurumsal yapıya ve denetçi bağımsızlığına sahip olduğunu kanıtlayan denetim şirketlerinin 7 dönemde bir şirket rotasyonu yapmak yerine, sadece sorumlu ortak başdenetçiyi değiştirmelerinin önünü açmış oldu. Böylelikle Garanti, Akbank, İş Bankası, Turkcell, Eczacıbaşı, Migros, Pınar, Arçelik, Anadolu Hayat, Ereğli Demir-Çelik, Halkbank gibi büyük şirket ve bankalar bu hizmetleri satın almaya devam etti (Hürriyet, 27 Ekim 2009).
 
Uluslararası bağımsız denetim şirketleri, halka açık olan veya halka açık değilse bile kredi kuruluşlarının taleplerini yerine getirmek amacıyla bağımsız denetim talebi isteyen şirketlerin mali tablolarını, bilançolarını ve faaliyet raporlarını denetlemektedir. Böylelikle Batı tipi kapitalist rasyonalitenin “şeffaflık” ilkesi yerine getirilmiş olmaktadır. Bu da “iyi yönetişim” çerçevesinde özel şirketlerin devlet politikalarının belirlenmesindeki “paydaş”lığını kolaylaştırmaktadır.

III.

McKinsey ise piyasadaki şirketleri değil, bizzat devletin ekonomik aygıtını denetleyeceği için bu denetim bir yetki devri olarak, "sermaye paydaşlığı" çerçevesinde adlı adınca yönetişim[3]kavramına karşılık geldiği ileri sürülebilir.
 
Hakim kamu yönetimi tartışmalarında yönetişim kavramı sıklıkla bir mekanizma olarak kavranmakta ve metodolojik tartışmalara hapsedilmektedir. Sermayenin ulus devletlere yöneliksaldırıları, küresel üretim ilişkileri bağlamından ziyade kamu yönetiminin tasfiyesi bağlamı üzerinden okunmaktadır. Bu durumda anaakım yönetişim çalışmaları ile uğraşanlar sorun olarak kabul ettikleri durumlarla karşılaştıklarında çözüm olarak kabul ettikleri “standart” cevabı tekrarlarlar: Devlet küçülmeli, kamu hizmetinin üretim ve tüketim sürecinde piyasaların yolu açılmalıdır. Hatta kamu hizmetinin kapsamı ve içeriği konusunda sermaye ilişkisinin taşıyıcılarına da söz hakkı tanınmalı, kimin, neyi, nerede ve ne kadar üreteceği hususu piyasaların işleyişiyle ilişkilendirilemeyecek kişi/kurumların takdirine bırakılmamalıdır.
 
Kapitalizmin yönetim krizini çözmek amacıyla devreye sokulan yönetişim kavramı iki temel teze dayanıyor. Bunlardan ilki yönetişimin uluslararası düzeyde sermayenin akışını sağlamaya ve bu akışı muhtemel risklerden arındırmaya muktedir olacağı iddiasıdır. İkinci tez, yönetişim aracılığıyla küresel sermaye hareketliliğine uygun bir uluslararası dil geliştirilebileceği iddiasına dayalıdır. Her iki tezin gerçekleşmesi halinde “Yeni Dünya Düzeni” hedefine bir adım daha yaklaşılarak devletlerarasında yeni tip ilişki ağları örülebilmiş olmaktadır: Bir devletin diğer bir devleti kendisine bağımlı kıldığı diplomatik ve askeri ilişkilere ek olarak, ulusüstü finansman kuruluşları vasıtasıyla “doğrudan müdahale” imkanı yaratılmaktadır (Filiz Zabcı, Dünya Bankası, Yordam Kitap, 2009: 57).
 
McKinsey’nin yeni işlevi -IMF’siz IMF programı işlevinin yanı sıra- Türkiye’nin yeni idari yapısını Batı tipi rasyonalite öğeleri içeren küresel kapitalist sistemden uzağa düşürmemek kaygısı ekseninde yorumlanmalıdır. AKP iktidarı, hukuki ve yönetsel aygıtları merkezileştirirken ve yürütme gücünü Saray’da yoğunlaştırırken piyasa rasyonalitesini de gözetmeye çalışmaktadır. İlk kez deneyimlenen Cumhurbaşkanlığı modeli el yordamı aracılığıyla ilerlerken, uzman görüşüne de ihtiyaç duymaktadırlar.
 
McKinsey bir yönetişim organı olarak uluslararası sermayenin denetçisi olduğu kadar, AKP iktidarının sermaye hareketlerindeki oto-kontrol sistemi fonksiyonunu da üstleneceğe benzemektedir. Danışmanlık hizmeti bu anlamda iki yönlüdür: Bir yönü uluslararası sermaye fraksiyonları ve finans-kapitalin Türkiye’ye ilişkin durum değerlendirmesidir; diğer yönü, AKP iktidarının uluslararası sermaye fraksiyonları ve finans-kapitale sunacağı karnedir. Bağımsız pozisyon imajı çizen ulusüstü McKinsey gibi kuruluşlar, sermayenin küresel istihbarat ajanıdır. Yönetişim mantığının asli parçalarından olan "şeffaflık" ve "hesap verilebilirlik"in AKP iktidarı tarafından yerine getirilmemesi ihtimaline karşı McKinsey, uluslararası sermaye organizasyonları için -"güvenilir"- veri setleri oluşturma işlevini üstlenebilir. 
 
Türkiye’de devlet kurumlarının McKinsey ile çalışması yeni değildir. Memurlar.net sitesinde yer alan bir habere göre iki bakanlık McKinsey ile çalışmıştır. Bunlardan biri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’dır. Bakan Faruk Özlü zamanında McKinsey ile 3 aylığına yapılan bir çalışma için 15 milyon TL ödenmiştir. Yüksek teknolojik sanayi ürünlerinin yatırımcılarının Türkiye'ye getirilmesi gerekçesiyle yürütülen çalışma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 15 milyon TL’nin akıbeti ise bilinmemektedir.
 
McKinsey ile çalışan bir diğer Bakanlık ise Sağlık Bakanlığı’dır. Sağlık Bakanlığı, Bakanlık  koltuğunda Recep Akdağ’ın bulunduğu 2017 yılında, Bakanlığın stratejik planında danışmanlık hizmeti sunması için McKinsey ile çalışmaya başladı. Stratejik plan için McKinsey'ye ne kadar ödeme yapıldığı ise belli değildir.[4]
 
Söz konusu iki bakanlık örneğininyanında, Albayrak’ın açıkladığı yeni bağlamla McKinsey ayrıksılığını korumaya devam etmektedir. Çünkü belirli süreli bir projedeveya bir kurum raporunda danışmanlık hizmeti sunmanın ötesinde,güncel örnekte McKinsey gibi ulusüstü bir sermaye kuruluşu ulusal ölçekte bir devletin ekonomik faaliyetlerini denetleyecektir. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla icra yetkisinin veya yaptırım listesinin bulunmaması, herhangi bir zorlayıcılık taşımaması, AKP iktidarının manevra alanını arttırdığı için tercih edilmiş olmalıdır. Bu bağlamda Hayri Kozanoğlu’nun vurguladığı bir husus önem kazanmaktadır: “Son dönem IMF-DB raporlarında daha çok mega projelerle andığımız “kamu-özel sektör” ortalıklarının şeffaf olmadığı, Hazine’ye getireceği yükün bilinmediği dile getirilmekteydi. Olası bir IMF anlaşması tüm kirli çamaşırların ortayı çıkarılmasını, hesapların didik didik edilmesini gerektirecekti. Bu nedenle RTE açısından, ‘McKinsey’le çalışmak’ zorlayıcılık gerekmediği için de IMF kapısına gitmeye tercih edilmiş olmalıdır.”[5]
 
McKinsey’nin “IMF’siz IMF programı” olarak anılan YEP dönemindeki temel işlevinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine göre kamu yönetimi sistemini “reform”larla yeniden şekillendirmek ve hükümetin koyduğu hedeflere dair veri setleri hazırlamak olacağı açıktır.
 
McKinsey, 2017 yılının Nisan ayında “Kamu Yönetimi Verimliliği-3,5 Trilyon Dolarlık Olanağa Ulaşmak”başlıklı bir rapor yayımlamıştır ve rapor, küresel ölçekte kamu yönetimi modelini tartışmaya açmıştır.[6]
 
Tahmin edilebileceği gibi kamu personel rejiminin yeniden düzenlenmesi rapordaki projeksiyonlar arasında yer almaktadır. Raporda “insan kaynakları” olarak tanımlanan başlığa göre kamu sektörü örgütlerinde daha fazla verimlilik elde etmek için, uyum göstermek ve insan kaynaklarındaki karmaşık zorlukları yenmek için sektördekiinsan kaynakları yöneticileri yeni bir role bürünmeye ihtiyaç duyacaktır. Bu rol aşağıdaki zorunlulukları kapsamaktadır:[7]
 
1.         İnsan kaynakları fonksiyonunu yeniden tasavvur etmek ve şekillendirmek, 
2.         Rekabetçi bir iş piyasasında doğru yeteneği çekmek için açık ve hedeflenmiş değer önermeleri geliştirmek ve iletişime geçmek,
3.         Verimliliği sağlamak için işgücünü devreye sokmak ve yöneticileri harekete geçirmek, 
4.         Dışsal paydaşlar ve gönüllülerin yeteneklerinden yararlanmak.
 
Raporun diğer bir kısmı yönetişim olgusunun geliştirilmesine ayrılmıştır. Raporda ticari yetenekler açısından bakıldığında hükümetlerin sadece toplam GSYİH’nin%34’ünden sorumlu olmadığı, aynı zamanda birçok ülkede mal ve hizmetlerin en büyük tekil satın alıcısı olduğu belirtilmektedir. Birçok kamu iktisadi teşekkülünün aynı zamanda dünyanın en büyük şirketleri arasında yeralıyor olması, yanısıra hükümetler ve kamu iktisadi teşekküllerinin en önemli ve en karmaşık sermaye projelerinin birçoğunu sunmaktan doğrudansorumlu oluşu, özel ve teknik bir yönetim mekanizmasıgerektirmektedir. Tüm bu faktörler “hükümet işini” (The Business of Government), kamu sektörü verimliliğini geliştirme çabalarının önemli bir bileşeni yapmaktadır. Birçok hükümet ticari disiplinlerde gerçek ilerlemeler kaydetmektedir ancak, araştırmada daha çok şey yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Yapılan analiz gelişme için aşağıdaki üç yolu göstermektedir:[8]
 
1.         Daha akıllı satın almalar, sonuçlar artarken aynı anda adreslenebilir harcamaların yaklaşık %15’ini tasarruf ettirebilir,
2.         Daha iyi yönetişim kamu iktisadi teşekküllerindeki değeri ortaya çıkarabilir,
3.         Önemli yönetim projelerinin geliştirilmesi hükümetlere yıllık 1 trilyon dolara kadar tasarruf sağlayabilir.
 
 
Yeni Ekonomi Programı’nın kamu maliyesindeki disiplin ve Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi ile hedeflenen tasarruf rakamları bu çerçevede değerlendirilebilir. McKinsey Küresel Enstitüsüaraştırmasında dünya ekonomisinin düşük bir büyüme periyoduna girdiği sırada hükümetlerin mali durum sıkıntısının döngüsel değil kısmen yapısal olduğu tespitini yapılmıştır: “Hükümetlerden beklenti hiç bu kadar olmamıştır; çünkü fon kaynakları gerçek bir baskı altındadır. Açığı kapatmak için hükümetler daha çok, daha iyi ve daha az masrafla hizmet sunmak için acil yollar bulmak zorundadır.”[9]

Ekonomik krizin hüküm sürdüğü bir ortamda kemer sıkma döneminin kapısı aralanırken McKinsey gibi ulusüstü sermaye organizasyonunun devletin ekonomik aygıtına özgül bir şekilde eklemlenmesi, yeni krizlerin de habercisidirGramsci’ye atıfla, zorla zırhlandırılmış hegemonya olarak tarif edilebilecek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli, kriz koşullarında iktidar bloğunun raf ömrünü uzatmaya yararken, başta kamu yönetimi olmak üzere daha detaylı operasyonlarda McKinsey gibi kuruluşlar neoliberalizmi, sermaye mantığını, daha geniş anlamda emperyalizmi egemen kılmaya yarayacaktır. Devlet ve sermaye ilişkisinin -küresel kapitalizmle- simbiyotik yönünü göstermesi açısından önemlidir.
 
Korkut Boratav hocamızın bu yazıyla ilgili bir uyarısıyla devam edebiliriz. McKinsey, yönetişim programı dahilindeki önemli bir ayrıntıdır. Odaklanılması gereken McKinsey'nin de eklemlendiği kriz koşullarında biçimlenen YEP'in emek karşıtı sınıfsal içeriğidir. Yukarıda andığımız "Kamu Yönetimi Verimliliği" raporu örneğinde görüldüğü üzere kamu personel rejimi, temel kamu hizmetlerinin sunumu, idari yapılanma, vd. alanlarda, McKinsey siyasi iktidara ihtiyaç duyduğu sermaye mantığını aşılayarak, neoliberal politikaların takibini yapacak, sınıfsal darbenin etkisini arttırmaya hizmet edecektir.
 

[1] Çiğdem Toker, "IMF'ye Gönül İndirmeyip McKinsey'e gitmek" https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/cigdem-toker/imfye-gonul-indiremeyip-mckinseye-gitmek-2652224/
[2] 'McKinsey'in icra fonksiyonu ve yetkisi olmayacak', https://www.bloomberght.com/haberler/haber/2160118-mckinsey-in-icra-fonksiyonu-ve-yetkisi-olmayacak
[3] Kavramla ilgili en detaylı çalışmalardan birisi için bkz. Sonay Bayramoğlu, Yönetişim Zihniyeti, İletişim Yayınları, 2018
[4] https://www.memurlar.net/haber/779438/daha-once-iki-bakanlik-daha-mckinsey-le-calismis.html?utm_source=headlines
[5] Hayri Kozanoğlu, "McKinsey heyulası", https://www.birgun.net/haber-detay/mckinsey-heyulasi-232202.html
[6] Özlem Özdemir, "Kamu Yönetiminin Verimliliği Raporu (McKinsey Kamu Yönetimi Merkezi)", http://anahtar.sanayi.gov.tr/tr/news/kamu-yonetiminin-verimliligi-raporu-mckinsey-kamu-yonetimi-merkezi/9445
[7] A.g.e
[8] A.g.e
[9] A.g.e

Not. Değerli görüşleri ve eleştirileri için Korkut Boratav'a, Onur Karahanoğulları'na, Ebru Basa'ya ve Ebubekir Aykut'a teşekkür ederim.