Kurgusal Gelecek - Yusuf Tuna Koç

2018-10-03

Son yıllarda sinema ve edebiyatta en çok ürün veren akımların başında bilim-kurgu gelmekte. Kurgusal mitolojik anlatılardan, Space Opera diye geçen kozmik ütopik/distopik gelecek hikayelerine kadar, hem insanlığın şu ana kadar var ettiği bütün eserlerin tekrardan yorumlanması, hem de yeni yeni bir çok hikaye hem sinema salonlarında hem de kitapçılarda en çok göze batan tür bugün için. Bu artışın birçok ekonomik ya da alan içi sebebini bulmak mümkün. Amerikan stüdyolarının bütçelerini bilim-kurgu, fantezi eserlerine yönlendirmesinin, Hollywood’un prestij kaybetmesi ve orijinal hikaye üretme konusunda girdiği krizin bir sonucu olarak, (dizi sektörünün yaşadığı patlama gibi) hikayesi hazır ve kendi kitlesi olan hikayelerin yarattığı rahatlıkta görmek mümkün. Ancak sadece bununla açıklarsak, neden şu an Fox, Disney, Times Warner gibi büyük çaplı stüdyolar bütçelerini dünya klasiklerinin sinema uyarlamalarına değil de Amerikan çizgi romanlarına, fantastik romanlara ayırıyor sorusunun cevabını bulamayız. Öncelikle sayılara bakalım. 2010-2017 yılları arasında sadece bilim kurgu alanında çekilmiş film sayısı 290. Fantastik filmleri de yanına kattığımızda 2000-2010 arasında aynı akımdan çekilmiş film sayısına neredeyse üçe katlıyor. Ki 2000lerin, görsel efekt teknolojisinin gelişmesiyle daha gerçekçi bilim kurgu filmlerinin yapılabilir olması sebebiyle seksenlerden sonra bu akımda en büyük patlamanın o dönemde yaşandığını söylemek gerekir. 

Peki bugün artık senede aynı akımdan kırk elli film çekilmesinin, fantastik edebiyatın trendinin tekrar yükselmesinin, çevirilerinin bile nadir geldiği ülkemizde Amerikan çizgi romanlarının artık güncele yakın bir hızla getirilmesinin altında yatan sebep nedir? Öncelikle, yine 2000lerin alameti farikası olarak Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serileri, hem kitap hem de film olarak tüm dünyayı kasıp kavurmuş ve fantastik evrenlerin, anlatıların önünü açmıştı. Bu gelişme, detaylandırılmış (yazarların evren için dil üretecek kadar) kurgusal evrenlerin yerleşmesi bugün yaşadığımız bilim kurgu-fantezi bombardımanının anlaşılırlığı ve kabul görmesi açısından önemli evrelerdi. Bugün bu kadar fazla kurgu temelli eserin, izleyici/okurun yabancılaşmadan yaklaşabilmesinde, Tolkien gibi yazarların hakkını vermek gerek. Özellikle Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi serilerini ayrı bir yere koymak istiyorum. İlki, dev bir büyü evrenini çocuk hikayeleri üzerine kuran, ve bütün ihtişamının aksine aslında yaşadığımız dünyadan belki sadece “bir peron” ötede yaşayan bir evreni anlatıyordu. Bu yapısı, Harry Potter’i izleyici (ve özellikle onunla büyümüş çocukları belki şu an bu türün en önemli izleyicisi yapan) ile çok daha açık bağlar kurmasına olanak veren sadeliğiydi. Yüzüklerin Efendisi’ne geldiğimizde ise daha farklı birkaç olgudan bahsetmek gerekiyor. 

Harry Potter’in aksine yaşadığımız dünya ile herhangi bir bağı olmayan, sınırları en küçük detayına dikkat edilerek çizilmiş, tarihi ve mitolojisi daha dolu, içerisinde barındırdığı ırkları ve fantastik türleriyle tamamıyla başka bir evrenden söz ediyoruz. Bu eserin bugünkü bilim kurgu ve fantezi anlayışına en büyük katkısı ise, Harry Potter’de belki bir ilk gençlik çağı analojisi olarak görebileceğimiz bütün fantezilerin, en basit haliyle destan, en abartılmış haliyle bir alternatif dünya oluşturduğudur. Yüzüklerin Efendisi’ne ve sonrasında gelen benzeri eserlere baktığımızda, ortaçağ esintileri yalnızca teknolojiye(?) ve giyim kuşama yansıyan, sınırları ve çelişkileri bugünün dünyasından daha farklı iyilik ve kötülük gibi kavramları olabildikçe grileştirmeyen, gücün yozlaştırması gibi klasik dönem edebiyatından kalma çok sade politik mesajları olan, bir ideolojiler kargaşası olarak lanse edilen modern dünyadan daha arzulanır bir alternatiften bahsediyoruz. Bir de aslında bilgisayar başında yetenekleriniz, emeğiniz ve paranızla bu karakterleri sanal bir boyutta yaşayabilecek duruma gelmeniz, sizi imkanınız varsa bugünün bütün sorunlarından uzaklaştırabiliyor. Ve fakat, bugün geldiğimiz noktada elimizdekiler yalnızca mitolojik, antik dönem anlatan ya da benzer mecralarda geçen fantastik filmlerle sınırlı değil. Süper kahraman merkezli filmler de ciddi oranda sinemaları işgal etmiş durumda. Sadece DC ve Marvel çizgi romanları kaynaklı senede en az beş alt film çıkıyor ve hepsi gişede yüz milyonları zorluyor. Peki eğer Amerikan çizgi romanları, uzayda hayat arama maceraları, zaman yolculukları ve nicesi, ilk kez bugün bir anlatı olarak keşfedilmediğine göre, bugünkü rağbetin sebebi nedir?

“Bu yüzyılın kendi kültürüne ihtiyacı var. Bugünün zamanıyla alakalı şeyler söyleyebilecek sanatçılara ihtiyacı var.” Bu sözler bir film eleştirmenine değil, tüm zamanların en iyi çizgi roman yazarlarından biri olarak gösterilen, popüler kültüre yerleşmiş V For Vendetta, Watchmen gibi eserlerin yaratıcısı Alan Moore’e ait. Kendisi, bu konuda tek otorite olmasa dahi önemli bir noktaya işaret ediyor ve ekliyor “bugünün insanının fantezisinin hala Superman olması garip”. Tüm dünyada süper kahraman mitinin ve fantezisinin, antik çağ topluluklarının, büyünün ya da uzay maceralarının eskiye oranla bu derecede etkili bir düş materyali olmasının altında ne yatıyor? Bunun sebebini bugünün düş dünyasında bir yetersizlikle açıklamak mümkün mü?

Teknolojinin hayatımızı bütünüyle etkisi altına aldığı, yapay zekanın ve robot teknolojisinin git gide insanın biricikliğiyle ilgili yeni şüphelere yol açtığı bir çağda, bilim kurgunun, tanık olduğumuz gelişmelerin yarattığı bir heyecanın karşılığı olarak görmek, bütünüyle olmasa da aradığımız cevaplardan biri. Trans-humanizmin okullarda tartışıldığı, zihinin ve insan tanımının yeniden tartışıldığı bir evrede neden cyborglara, süper güçlere ilgi olmasın? Ancak, bu filmleri izleyen ve bu kitapları okuyan milyonlarca insanın, bu konuların yarattığı entelektüel ilgiden ötürü bu kadar rağbet gösterdiğini söylemek mümkün değil. Bir yanıyla da, neoliberalizmin şekillendirdiği, iş gücünün mekanikliğinin küresel bir teşhirle her gün daha açık şekilde karşımıza çıktığı dünyadan umudunu kaybeden gençlik, gerçek üstü kurguya daha çok sarılıyor. Sadece bir çözüm ya da kaçış yolu olarak değil, Blade Runner gibi, V for Vendetta gibi insanlığın karanlık yönlerinin ağır bastığı distopyalar da bir teşhir ve yansıma olarak ilgi çekiyor. Peki bugünkü, ağırlıklı Hollywood güdümlü bilim kurgu-fantezi temelli eserleri, geçmişin ütopya ve distopyalarıyla, 1984 ile, Fahrenheit 451 ile, Thomas More’in ütopyasıyla ne derecede aynı değerleri paylaşıyor. Kuşkusuz eşitlik, özgürlük, toplumsal adalet, ekonomik refah gibi bugünün dünyasında olmayan, kapitalizmin sunmadığı büyük çaplı değerler bu eserlerde de temel çelişki olarak kendini sürdürüyor. Ancak daha ağırlıklı Amerikan menşeili ve dolayısıyla Arendt’in faşizmi komünizmle eş tutan anlayışıyla yansıtılan değerlerden bahsediyoruz. Kötülüğün yalnızca nefret, yozlaşma ya da aşırı ırkçılık gibi çok siyah nüanslarla değil,  totaliterlik gibi başı sonu belli olmayan, bir çok kez ucu anti komünizme dayanan analojilerle bezeli bir ahlak çerçevesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Hitler’den yumruğunu esirgemeyen süper kahramanlar, açlık yoksulluk, emek sömürüsü gibi konularda insanlığı çerçevesi belirsiz bir “iyi” etrafında birleşmeye çağırıyor, herkesin iyiliği gibi fikirlerin totaliterliğe götüreceği uyarısını yapıyor. Yine de kurgusal dünya, bu anlayışların sınırlarını aşabiliyor ve V for Vendetta gibi, 1980ler kimlik hareketlerinin yansıması olan X-Men gibi, çizginin dışında eserler de kendine yön bulabiliyor. Peki bu trend kendini daha ne kadar sürdürebilecek? Modern insan, içinde yaşadığı dünyanın sorunlarından bir çıkış olarak gördüğü fantezi dünyasından ne zaman çıkacak? Ünlü yönetmen Spielberg bu trendin de aynı western filmleri gibi sonlu olduğunu ve önümüzdeki beş-on yıl içerisinde biteceğini öngörüyor. Peki sonrası? Bugünün sorunlu ve buhran dolu dünyasından kaçamayan milyarlarca insanın bundan sonrasında sarılacağı alıntı ne olacak?