Che'nin Kalbindeki Marti Yıldızı - Önder İşleyen

2018-10-09

Che, 1955 Temmuz’unda,  Meksika’da, bir akşam üzeri Fidel ile tanışıyordu. Emperan Sokağı 49 Numara’da bulunan evde Fidel ile ilk görüşmesinin ardından, (köylülerin daha sonra barbudoslar (sakallılar) diye sesleneceği) Küba’nın asi devrimcileri ile yola çıkma kararı aldı. 

1957’de, Fidel ve Che bu kez Sierra Maestra’da, sıcak bir Temmuz akşamında bu kez hayatını kaybeden bir barbudosun ailesine baş sağlığı mesajı yazmak için bir aradaydı. Che, baş sağlığı kartına odada bulunan diğerleri gibi rütbesi eşliğinde imza atarken, Fidel önemsiz bir şey söylüyormuşçasına şöyle der ona : Komutan yaz! 

Ardından, Fidel’in isteği üzerine Che’ye küçük altın sarısı bir yıldız verilir, Jose Marti yıldızıdır bu! Sarı yıldız ile Küba’nın ‘bağımsızlık peygamberi’ Marti’nin, Kübalı devrimcilere Latin Amerika’nın özgürlüğü için ABD’ye karşı mücadele çağrısı yaptığı son mektubu Che’nin kalbine iliştirilmiştir. 

*

J.Marti, sömürgeci İspanyolların tüfeğinden çıkan kurşunla can vermeden hemen önce yazdığı son mektubunda, o gün savaştığı İspanyollardan çok bağımsızlık için ABD’ye karşı mücadeleye çağrı yapmıştı. İspanyolların, Latin Amerika’da kalan son kolonisinde, Küba’da hükümranlığının uzun sürmeyeceğini J.Marti de görüyordu. Latin Amerika’yı arka bahçesi gören ABD’nin, Küba’yı İspanyollardan satın alma girişimlerinde bulunduğu ve Küba’yı kuşatmak için fırsat kolladığı biliniyordu. 

J.Marti son mektubunda şöyle diyordu : “Şimdiye kadar yapmış olduğum ve bundan sonra yapacağım her şey, ABD’nin Amerikamız (Latin Amerika) üzerindeki yüklere kendi ağırlığıyla yenilerini eklemesini, Küba’nın bağımsızlığı aracılığıyla, engellemek amacını taşımaktadır.”

Marti’nin sarı yıldızı, Latin Amerika’nın bağımsızlığı-birliği fikriydi. Che’nin, Küba’nın bağımsızlığıyla, Latin Amerika’nın kaderini değiştirecek bir yol açacağını biliyor ve sonra da o yolda yürüme kararlığını, Fidel ile ilk görüşmesinde dahi, devrim sonrasında özgür olma şartıyla ifade ediyordu. 

*

Marti’nin sarı yıldızı, Küba’nın gecikmiş bağımsızlığını kazanmakla birlikte, Latin Amerika’da İspanyol sömürgesinden kurtulan ülkelerin, ABD’nin ekonomik boyunduruğu altındaki yeni sömürgecilikten kurtulması fikrini ifade ediyordu. Che, 20 Mart 1960’da, Halk Üniversitesi adlı bir TV programında ‘politik egemenlik ve ekonomik bağımsızlık’ üzerine yaptığı bir konuşmasındatam da bunları söylüyordu : “Bütün siyasal egemenlik ve ulusal egemenlik kavramları, eğer bunların yanında ekonomik bağımsızlık yoksa lafta kalır. (...) Kendi ekonomisi yoksa, yabancı sermaye içine girmişse, ne bağlı olduğu ülkenin vesayetinden kurtulabilir, ne de o ülke, üstelik bir de kendisine ekonomi açısından egemen olan öteki ülkenin büyük çıkarlarıyla çarpışırsa, kendi istencini az ya da çok yerine getirebilir. (...) 1 Ocak 1959’da atılmış olan egemenlik temelleri ancak tam bir ekonomik bağımsızlığa erildiği zaman pekişmiş olacaktır.”

*

Batista diktatörlüğünü ve onun yozlaşmış askeri iktidarı altında derinleşen bağımlılık ilişkilerini ters yüz etmenin, siyasi bağımsızlığı gerçekten kazanmanın yolunun ekonomik bağımsızlıktan geçtiğini biliyorlardı çünkü Küba devrimine ebelik eden çelişki tam da burada birikmişti. 

Sartre’nin, Küba Anlatıyor kitabında şeker pancarı üzerinden anlattığı, devrim öncesi ülkenin durumu şöyleydi :  “(Küba) Bir işlenmemiş şeker adası! İşlenişin tam ortasında onu durduran kimdir? Sömüren ülke, sömürgelerinden ilkel bir şekilde üretilen gıda maddelerini satın alır. Öte yandan da, sömürgesinde bu hammaddeleri işleyecek endüstrinin kurulmasına karşı çıkar. Kendi başına tam olarak işleyemediği tek bir besin maddesi üretiminin hakim olduğu bir ekonomiye sahip olan Küba bu haliyle tam bir sömürge görünüşündedir. Oysa bağımsız ve egemen bir devlet olalı yakında altmış yılı aşmış olacak. (...) Kübalılar şekerlerine karşılık dolar aldılar ne var ki sanayi ve gıda maddeleri satın almak için bunları geri verdiler. Hesaplar Washington’da görülüyordu. Kübalılar asla paranın yüzünü göremediler. Amerikalılar, gerçekten verdiklerini hemen geri alan insanlardı ve Kübalıların Washington’daki borçları sürekli artıyordu. (...) Ve dış borçlar gerçekten arttı. Önüne gelen kredi açtılar... her yeni hükümet iktidara geldiğinde borca boğulmuş bir maliye, çöküntü halinde bir ekonomi ile karşı karşıya kaldı’

*

Marti’nin Che’nin kalbine iliştirilmiş, bağımsızlığın sarı yıldızının, Che’nin de bir parçası olduğu Küba’nın ve devrimin gerçeklerinin bugün de kuşkusuz bir anlamı var.  Che’nin mücadelesini egemenler patolojik bir vaka olarak sunma çabasıyla; Che’yi bir moda ikonu olarak kahramanlaştıran birbirine zıt görünen yaklaşımlar özünde Che’yi uğruna mücadele ettiği fikirlerin, Küba’nın, Latin Amerika’nın ve emperyalizmin gerçekliğinin dışına taşırlar! 

O yüzden Che’nin dolaşımda ve her ölüm ve doğum gününde bir kez daha –ve övgü ve cesaret dolu sözlerle- yeniden ve yeniden dolaşıma sokulan fotoğraflarına değil de bu kez kalbinin üzerindeki sarı yıldıza odaklanmak gerek. İşte o sarı yıldız Küba’nın bir çağından, çağımızın devrimcilere gönderilen bir selam ve bir çağrı olarak parlamaya devam ediyor!  

Bugünün Türkiye’sinden bakınca,  pek çok şeyin olduğu gibi ABD’ye diklenmelerin de ne kadar sahte olduğunu bilmeyen yok! Emperyalizme teslim edilmiş bir ülkenin, siyasi bağımsızlık naralarının, bir milliyetçilik körüklemesinden ibaret kalacağı da bilinir. Ama mesele iktidar da değil ! Asıl mesele Che’nin de içlerinden birisi olduğu, Küba’nın ve aslında o çağın her yerdeki devrimcilerinin bağımsızlık için mücadelelerinin aynı zamanda nasıl bağımsız bir duruşa da tekabül ettiğini, her koşulda kendi aklından ve iradesinden başka hiçbir şeye meyletmediğini bilmek... Emperyalizmin gölgesini  ve zerresini her koşulda reddetmek... İşte bugünün yıkımındaki en büyük paylardan birisi kimi zaman ‘demokrasi’ adına ... Kimi zaman ‘kurtuluş’ ve ‘özgürlük’ adına... Kimi zaman onun yıkımından pay almak için... Ve bir sürü başka bir şey için emperyalizme karşı hayır hah tutumlarla, onun gölgesine girmeyi kabullenmektir... 

O yüzden şimdi bizim içinde Che’nin yaptığını yapmaktan,  kalbimizin tam üzerine Marti’nin sarı yıldızını iliştirmekten,  emperyalist haydutluğun gölgesinin düştüğü her yerde büyüyen oportünizmi reddetmekten başka bir çıkış yolu bugün de yok....