Suudi Hanedanlığında Çatlaklar - Patrick Cockburn

"Kaşıkçı'nın kaderi, Suudi Arabistan'ın bugünkü durumu hakkında önemli bir mesaj içeriyor. Türkiye hükümetinin söylediği gibi, zorla gözaltına alınmışsa, o zaman bu eylem Suudilerin kendine zarar veren aptalca bir hareketten başka bir şey değildir."
2018-10-11

 

Counter Punch'tan RedHaber için çeviRen Mertcan Keleş

Son 50 yıldır eleştirmenler, Suudi Hanedanlığı'nın düşeceğini tahmin ediyor ve oradaki kurallarının kırılganlığını vurguluyor. Suudi monarşisi, sınırsız petrol geliri elde etmesi ve ABD'nin desteğini almasına rağmen Orta Doğu krizlerinde en önde pozisyon alan bir savaşçı olmaması itibariyle yanlış olduklarını her zaman kanıtladı.

Suudların gücü ve zayıflıkları uzun süredir tartışılıyor olabilir ancak Krallığın zayıf noktaları, çok farklı iki olayın tesadüfleri yüzünden nadiren bu kadar gözler önünde. Mississippi'deki bir mitinginden önce Başkan Trump, Suudi monarşisinin ABD desteğine bağımlılığını ve yaptıkları desteklerin karşılığı olarak ödeme yapmak zorunda olduklarını belirtti. “Suudi Arabistan'ı koruyoruz,” dedi Trump, tezahürat yapan dinleyicilere. “Bana onların zengin olduklarını söyler misiniz? Kral Salman'ı seviyorum. Ama ben dedim ki Kral, seni koruyoruz, bizsiz iki hafta orada kalamazsınız, desteğimiz için para ödemek zorundasınız." Her ne kadar ABD daha ölçülü bir mesaj vermek istemiş olsa da, Trump tarafından patlatılan bu bombaların sebebi, Trump'ın istediğini alabileceğini düşündüğü zaman bu tip küçük düşürmeleri yapıyor olması.

Trump’ın Suudi Arabistan’ın istikrarsızlığına atıfta bulunması, konuşmadan birkaç saat önce İstanbul'da meydana gelen bir başka dramatik olayla daha büyük bir önem kazandı. Suudi Hanedanlığı'na muhalif görünen -ve aynı zamanda Washington Post yazarı- ünlü Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, evlilik işlemleri ile ilgili birtakım evrakları düzenlemek için gittiği Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğu'ndan çıkmayı başaramadı.

Kaşıkçı o günden beri görülmedi. Türk makamları, şüphe yok ki basın özgürlüğünün savunucuları olarak kendilerini göstermekten memnun olduklarını, Kaşıkçı'nın şüphesiz hala konsolosluğun içinde olduğunu dile getirdiler. Suudi yetkililer, binadan ayrıldığını iddia ediyorlar, ancak kameralar ayrılmadığını kanıtlıyorlardı çünkü çalışmıyorlardı. Buna rağmen, eğer ayrıldıysa muhtemelen bir diplomatın arabasıyla çıkış yaptı.

Beklenilebilecek en iyi şey, olayla ilgili uluslararası eleştirilerin patlamasının Kaşıkçı'nın yeniden ortaya çıkmasına yol açacağı, belki de gözaltına alındığı inkar ediliyordur. Bu, geçen sene Kasım ayında Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin, Riyad'a yaptığı ziyaret sırasında ortadan kaybolması, Fransız hükümetinin baskısı sebebiyle yeniden ortaya çıkması ve sonra televizyonda ekranlarında görevinden istifa etmesi gibi garip bir olay.

Şu anki durumun sonucu ne olursa olsun, Kaşıkçı'nın kaderi, Suudi Arabistan'ın bugünkü durumu hakkında önemli bir mesaj içeriyor. Türkiye hükümetinin söylediği gibi, zorla gözaltına alınmışsa, o zaman bu eylem Suudilerin kendine zarar veren aptalca bir hareketten başka bir şey değildir. Kaşıkçı'nın nerede olduğu hakkında devam eden gizem, hikayenin böyle sürmeyeceğini garanti ediyor.

Henüz erken ama Kaşıkçı'nın ortadan kaybolması Suudi Arabistan ve Prens Muhammed bin Salman hakkında olumsuz bir görüntü oluşturuyor. Bu tamamen öngörülebilirdi. Yemen'deki Suudi önderliğindeki savaşın beş milyon çocuğu açlık sınırına getirdiği gibi sebep oldukları korkunç olayların uluslararası haberlerin gündeminin zirvesinde olduğu, kamuoyunda bir gerçektir. Yaşanan katliam çok büyük ve çoğu insanın oraya gitmesi ve orada devam eden katliamlara tepki göstermesi için çok uzak ve kötü bir yer.

Suudi hükümetinin bir muhalifinin ortadan kaybolması gibi, daha küçük ölçekte bir şey, nişanlısı onu sokakta beklerken anlamak ve cevap vermek çok daha kolay. Çoğunlukla, gazetecilerin tamamen ortadan kaybolmaları, onları susturmanın ve başkalarını korkutmanın en basit yöntemidir.

Fakat Prens uluslararası medyada daha olumlu bir imaj beklemişti ve beklentileri hayal kırıklığına uğramıştı. Geçen yıl kasım ayında The New York Times köşe yazarı Thomas L Friedman'ın Prens ile birlikte geçirdiği dört saat hakkında yazdıklarına bakın: “Geceleri Riyad'ın kuzeyinde ailesinin süslü duvarlı sarayında tanıştık" diye yazıyor. Suudi Arabistan’ın Arap Baharı’nın bir versiyonunun kenarında olduğunu, yalnızca Suudi Arabistan’ın karakterinin değil, aynı zamanda İslam’ın dünyadaki sesi ve tonunun da değişeceğini anlatıyor.

Kaşıkçı, gerekçeli eleştiri ve açık muhalefet arasında dengelenen “aptallardan” biriydi. Friedman'ın çizdiği tabloya göre bu yolda tek başınaydı çünkü: "Burada geçirdiğim üç gün içerisinde tek bir Suudi bile yozlaşma karşıtı mücadeleyi övmenin dışında tek cümle söylemedi". Tabii böyle bir adanmışlığın bir sebebi de herhangi bir eleştiri yapanın -Ekonomist Essam el Zamel gibi- kendilerini ihanet ve terörizm suçlamasıyla içeride -hapishanede- bulabilecek olmasıydı.

 Suudi Arabistan ile ilgili hagiografik gazeteci raporlarının, Kaşıkçı skandalı sonrası gelecekte buradan prim yapmak daha zor olabilir. Zaten, ülkenin bazı uzun zamandır destekçileri gemiden atlıyor. Bunlardan biri olan Elliott Abrams, “Suudi hükümeti ya Kaşıkçı'yı konsolosluk binasında tutuyor ya da onu kaçırıp Suudi Arabistan'a götürdü” şeklinde açıklıyor. “Onarılamayacak zararlar görüyorlar.”

Suudi Arabistan'a önerilen ekonomik reformların her zaman arzuyla gerçekleşmesi isteniyor. Petrol ve diğer doğal kaynaklardan elde edilen gelirlere bağlı olan derin şüphecilik, hükümetin desteklediği radikal değişime doğru bir yaklaşımdır. Yolsuzlukla mücadele kampanyaları, ganimetleri sadece iyi bağlanmış yırtıcılardan oluşan yeni bir çete ile yeniden dağıtılmaktan başka bir şeye denk düşmez. Yerli sanayi ve tarım, büyük ölçüde sübvanse edilmedikçe rekabet edemez. Sistem, sökülecek çok fazla şey için çok uygun: yolsuzluğa ve patronaja karşı muhalefet, herhangi bir kişisel fedakarlık gerektirmediği sürece elini güçlendiriyor.

Suudi'lerin ekonomik sorunları ciddidir, ancak mutlak felaket değildir. Krallığın daha istikrarsız hale gelmesi, Suudi Arabistan'ın son üç yıldır geri gidişinin daha maceracı bir dış politika olarak bölgedeki gerçek gücünün ötesinde gösterilemez bir şekilde faaliyet göstermesidir.

Başarısızlıkların listesi kabarık: 2015'ten bu yana Yemen'deki Suudi Arabistan saldırısı, bombalanan Husi İsyanını mağlum edemedi. Ancak Dünya üzerindeki en büyük insani kıtlığı üretti; aynı yıl Suriye silahlı muhalefetine yardımın artması Rus askeri müdahalesini de büyük oranda arttırdı ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ı zafere yakınlaştırdı. Katar ile olan kavga tüm Körfez monarşilerini zayıflattı; İran'la yüzleşme ise, asla kazanılamayacak bir çatışmadır.

Gorbaçov'un, Sovyetler Birliği'ni değiştirmeye çalışmasının ilk günlerinden sonra keşfettiği gibi, reformların, onu iyileştirmek yerine mevcut bir hükümet sistemini ele geçirme olasılığı daha yüksektir.