Hollanda Krizinin Ardından Beş Maddede Karşılaştırmalı Faşizm - Levent Hekim

"Aklıma takılan bir şey var. Ülkede siyasi iklim bu durumdayken, siyasi iktidar faşizm göndermesiyle başka bir şey ima ediyor olabilir mi? Mesela “ Hollanda, Hollanda Faşizmi Senden Öğrenecek Değiliz…"
2017-03-15

Hollanda ve Almanya krizi, AKP seçkinlerinde pragmatik de olsa bir şok etkisi yarattı. Hiç alışık olmadıkları “insan hakları, ifade özgürlüğü, vb.” söylemleri dillerinden düşürmüyorlar. Ancak durumu ironik kılan; yönettikleri ülkede her gün temel hak ve özgürlüklerini kullanmaya çalışan toplumsal kesimlere, iktidar tarafından onlarca saldırının yapılıyor olması. AKP’nin kendi siyasal uygulamalarını görmezden gelerek, Hollanda nezdinde tüm Avrupa’yı “faşist” ilan etmesi ise trajikomik. Ülkemizdeki siyasal durumla, Avrupa’yı karşılaştırmak niyetinde değiliz. Ancak bugünlerde faşizm kavramı havalarda uçuşurken meseleye dair birkaç kelam etmemek olmazdı.

Meseleye siyasi iktidar tarafından bakıldığında ülkemiz tam bir demokrasi cenneti. Peki  yaşadığımız siyasal iklim gerçekten öyle mi? Sorusuna cevap aramak için Faşizm ile siyasi iktidar  arasında bir karşılaştırma yapmaya çalışacağız. Şairin dediği gibi “bildiklerimizi hayatla yüzleştirelim” değerlendirme yapmak da okuyucuya kalsın.

  1- Faşizm en temel özelliklerinden birisi “diriliş” ve “ yeniden doğuş” söylemleri ile kitlelerin arzularına oynamasıdır; Milliyetçilik; romantik semboller, ayinler ve törenlerle yeniden üretilir. Özellikle bu kitlesel törenlerde kökene çokça vurgu yapılır. Geçmişi düşmüş bir toplumun ayağa kalkacağı yer olarak işaretler ve yeniden doğuşu buradan kurar. Mesela Mussollini tüm anlatısını ve sembollerini Roma İmparatorluğundan almaktaydı. Tanıdık bir şekilde AKP’de   tüm anlatısını  “Osmanlı” üzerinden kurmaktadır. Kitle toplantıları ve törenlerde ataların fetihleri efsaneleştirilerek kitle konsodilasyonuna başvurulmaktadır. Osmanlı'ya özgü mehteran marşı, topçu kışlası vb. sembollerle milliyetçilik yeniden üretiliyor. Aynı zamanda Osmanlıcaya ve medreselerde sembolleşen eğitim anlayışına yapılan atıf, iktidarın istediği insan algısını bilinç altından çıkartmaktadır.

2- Devlet, hareket ve halk  rejim bu üç bileşen üzerinden kendisini organik bir bütün olarak tanımlar; Almanya’sında Naziler, devleti (siyasi birlik), halkın otantik değerlerini taşıyan Nasyonal Sosyalist Hareket, birlikte sosyolojik farklılıkları olan halkı organik bir bütün olarak dönüştürme iddiası taşımaktaydı. Bu anlayışa göre Führer (şef) ile halk arasındaki ilişki bir dışsallık üzerinden kurulmazdı. Führer mutlak biçimde halkın bir parçasının iddiasını taşımaktaydı. Ancak o eşitler arasında birinciydi. Aslında bu organik bütünlük şef ve partiye yapılan tüm eleştirileri devlet maskesiyle savuşturma işlevi de görmektedir. İktidarı boyunca AKP’ye yapılan eleştirilerin bu şekilde savuşturulduğunu görebiliriz.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi en çarpıcı örneği oluşturur. İki siyasal İslamcı yapının (AKP ve Cemaat) devlet içindeki iktidar mücadelesinin bir sonucu olan darbe girişimine karşı kitleler, sözde eşitler arasında en birinci Tayip Erdoğan’ın devleti koruma anlatısıyla seferber edildi. Seferberlik sokak gösterileri ile süreklileştirilirken, “Yeni Kapı” mitinginde muhalefet ve devletin seçkinleri ile verilen görüntü, Şef ve Partinin devletle özdeşleştirildiği bir algıyı kitlelerde güçlendirdi. Hollanda ile yaşanan siyasal kriz yine bu anlayışa en güncel örneği teşkil etmektedir. Aslında bakanlık görevi dışında AKP’nin referandum çalışması için Hollanda’ya giden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın sınır dışı edilmesi devlete yapılan bir saldırı algısıyla sunulmaktadır. Bu üçlü algının birlikteliği faşizmin aşkınlık ideolojisiyle de bağıntılıdır. Farklılıklar olmakla birlikte Almanya ve İtalya’da faşizm pragmatik davranarak iki sınıfa da oynamıştır. Fakat genel itibari ile kapitalizme ve burjuvaziye yaslanmaktadır. Tayip Erdoğan’ın sizden biriyim imajı ve dönem, dönem iş çevreleri ile yarattığı polemik sınıf çelişkilerinin üzerine perde çekmektedir. Gündemde olan kıdem tazminatının kaldırılması, kamuda performansa dayalı çalışma vb. uygulamalar yanılsamayı gözler önüne sermektedir.

3- Düşman Metaforu ve Temizlik:  Siyasal iktidarı elinde tutan birlik kendisine tehlike olarak gördüğü tüm kesimleri düşman olarak kodlamaktadır. Sosyal ve siyasal farklılıkları organik bir bütün içinde eritmeye çalışır. Nazilerin Yahudilere, komünistlere, eşcinsellere uyguladığı ötekileştirme ve imha politikaları bilinmektedir. Pes eden düşman toplum içerisinde yeniden uslandırılmaya çalışılır. Referandum sürecinden geçmekteyiz ve ötekileştirme, sindirme ve imha politikalarını çok sıcak bir şekilde gündelik hayatımızda yaşıyoruz. “Hayır” diyen tüm kesimler AKP’li bakanlar, başbakan ve cumhurbaşkanı tarafından teröristlik ve vatan hainliği ile ötekileştirilmektedir. Yine Nazilere benzer biçimde ülkenin doğusunda Kürt halkına karşı topyekun imha ve yok etme politikası hayata geçirilmektedir. Bu politikalar toplumun birliği ve saflığının ortak bir şuur, gerekliyse de dışlayıcı şiddetle güvence altına alındığı bir tür kardeşlik yanılsaması ile meşrulaştırılmaktadır. 

4-Akıl Karşıtıdır: Çoğu zaman akılcılığı reddeder ve açık açık efsaneleri yüceltir. Hatta şef efsane kahramanların yerine kendisini yerleştirir. Halife, Kral,İmparator vb. Ancak akıl dışı olduğu söylenemez. İnsanı tanımlayan özelliği lider, kimlik ve tarihin yenilenmesi gibi değerlerde görür ve akılını oradan kurar. Bu çerçevede din olgusuyla da sıkı bir ilişki geliştirmektedir. . İnanç, kefaret, kitlelerin seferber edilmesinde önemli araçlardır. Hakiki dini inançların söylemi; dinsel fedakarlık,diriliş ve ruh zorlayıcı bir şekilde kullanılır. Karşısında  İnançsızlık, şüphecilik ve materyalizm ahlaki çürümenin emareleri olarak kodlanır.Tıpkı Naziler gibi,  AKP’de dini söylemi siyasal bir nitelikte sürekli yeniden üreterek toplumu ayrıştırmakta, rıza üretimi sağlamaktadır. Seküler yaşam tarzını benimseyenlere karşı yapılan saldırıları  saymakla bitiremeyiz. Ancak hafızalarda yeni olmasından kaynaklı toplu ulaşım aracında şortlu kadına yapılan saldırı bir gösterge olarak karşımızda duruyor. Daha vahim bir durum ise dini söylemin siyasi iktidarın amaçlarına uygun revize edilerek vaaz edilmesidir. Diyanet tarafından camilerde evet kampanyası için dini söylemin seferber edilmesi, dini otoritelerin daha da ileri giderek referandumda evet çıkacağına dair hadis olduğunu söylemesi, dinsel boyutu olan bir siyaseti işaretlemektedir.

 Bu niteliklerden dolayı  aydınlanmacı hümanist geleneğin yücelttiği akıla düşmandır. Çünkü bu akıl faşizme göre;  toplumu yozlaştırıcı ve çöküntüye uğratan bir temsiliyete sahiptir. Almanya’da Nazi zulmünden kaçan bilim insanlarını biliyoruz. Tıpa tıp benzer bir durumla karşı karşıyayız. Binlerce akdemiysen KHK’lar ile üniversitelerden atıldı ve atılmaya devam ediyor. Son KHK dalgasından sonra Ankara Üniversitesi Cebeci Kampusu’nda yaşananlar toplumsal bellekte hala canlı duruyor. Akıla ve aydınlanmaya duyulan kin;  akademisyenlerin cüppeleri üzerinde tepinen postallarda en şiddetli haliyle kendisini gösterdi. Yine yüzlerce gazetecinin cezaevlerine tıkılması da cabası.

5- Olağan Üstü Bir Devlet Biçimidir. Faşizmin temek karakteristik özelliğidir. Diğer tüm özellikler bu maddenin içerisinde billurlaşır. Hitler Almanya’da seçimle gelmesine rağmen Weimar Anayasasının 48. Maddesini kullanarak diktatörlüğünü ilan etmiştir. Anayasanın 48. Maddesi Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini devlet başkanına vermektedir. Hitler bu maddeyi süreklileştirerek toplumun temel hak ve hürriyetlerini elinden almış, “süreklileştirilmiş bir olağanüstü hal” ile tek adamlığını sürdürmüştür. Olağan üstü devlet biçimi aynı zamanda yasama,  yürütme, yargı,  arasındaki sınırların belirsizleştiği, hatta partinin silikleştiği,  devlet içerisinde dar bir ekibin bir şefe bağlı olarak her şeye karar verdiği bir durumu işaretler. Yasa değeri olmayan tasarımlar şefin gücüyle yasaya dönüşür. Kısacası yasanın yerine Şefin sözü geçer.

Uzun zamandır Tayip Erdoğan’ın fiili olarak böyle bir misyonla hareket ettiği ortadadır. Ancak Temmuz’dan bugüne OHAL’in süreklileştirilmesi 1933 sonrası Almanya ile örtüşmektedir; Tek adama bağlı, küçük adamların bir sözüyle binlerce kamu emekçisinin işten atılması, ifade ve toplanma özgürlüğünün yok sayılarak, her türlü barışıl gösteriye yapılan müdahaleler , OHAL durumunda gidilen Anayasa referandumu. Sandık kurulmasına rağmen “hayır” çalışması yapanlara bizzat devlet görelileri tarafından yapılan müdahaleler. Yapılan analizleri eleştiren sesleri duyar gibiyim:  Benzetiyorsun ama paramiliterler yok, aşağıdan kitle hareketiyle gelişmedi AKP vb. Tabi ki birebir örtüştüğü söylenemez. Ancak Faşizm farklı zamana ve mekana bağlı olarak farklı şekiller almaktadır. Macaristan, Avusturya, İspanya gibi yukarıdan aşağı geliştiği örnekler mevcuttur. Paramiliter unsurların yine devlet eliyle örgütlendiği , hatta devletin kolluk kuvvetlerinin bizzat bu işlevi gördüğü bilinmektedir. Seçimleri etkilemek, siyasi seçkinleri sindirmek ve sokakta düşman gördüğü kesimlere saldırmak paramiliter yapının en karakteristik özellikleridir. Bugün zayıfta olsa bizzat siyasi iktidar eliyle güçlendirilen “Osmanlı Ocakları” gibi yapılar mevcut olup, Kemal Kılıçdaroğlu vb. muhalefet liderlerine organize saldırılar düzenlenmektedir. Daha dün Çerkezköy’de hayır çalışması yapan gençler linç edildi. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Kaldı ki onların dışında bizzat kolluk kuvvetleri bu işlevi üstlenmektedir. “Hayır” çalışması yapanların göz altına alınması ve bizzat tehditle sindirilmeye çalışması yaşanan somut örneklerdir. Yasa koruyucu misyonu olan kolluk kuvvetleri, yasa yapıcı bir rol üstlenerek keyfi yaptırımlarda bulunmaktadır. Berkin Elvan ve Dilek Doğan’ın infazları şiddetin en uç örnekleri olmakla birlikte, demokratik gösterilerde uygulanan orantısız güç rutin bir hal almaktadır.

“Bildiklerimizi hayatla yüzleştirdik” işte tablo ortada. Artık  takdir okuyucunun. Yalnız aklıma takılan bir şey var. Ülkede siyasi iklim bu durumdayken, siyasi iktidar faşizm göndermesiyle başka bir şey ima ediyor olabilir mi?  Mesela “ Hollanda, Hollanda Faşizmi Senden Öğrenecek Değiliz…