Modernleşme Adımlarından Günümüz Taksim’ine - Cevahir Efe Akçelik

"İşte Taksim tüm bu değerlerin bir aynası olarak Cumhuriyet tarihi boyunca; çok kültürlülüğüyle, modernliğiyle, sanatsal gelişime katkısıyla, yirmi dört saat dinmeyen sesiyle önemini hep korudu. " R-Aktüel Sayı:1
2017-03-22

Taksim Meydanı Türkiye tarihinin belki de en çok konuşulan meydanı.  Yasaklanan 1 Mayıs’ları, Gezi Direnişi, çürümeye bırakılan Atatürk Kültür Merkezi ile yıllardır kamuoyunun gündeminden düşmeyen, son yıllarda bitmeyen inşaatı ile dev bir şantiyeyi andıran bu tarihi kent merkezi; 40 yıldır tartışılmasına rağmen kendine bu meydanda yer bulamayan, ancak geçen haftalarda alelacele ve bir o kadar da sessiz bir törenle temeli atılan camisi ile yeniden gündemde.

Aslında uzun zamandır kamuoyunda ‘Taksim’de neler oluyor’ sorusu üzerinden bir takım tartışmalar yürütülüyor. Son gelinen noktada bu tartışmaların konusuna “camii” eklenmiş olsa da özellikle Gezi Parkı direnişinin ardından bölgedeki insan değişimi, semt kültürünü yansıtan birçok mekanın ve kültür merkezinin kapanması ve bu mekanların yerini Arap alfabesiyle yazılarak isimlendirilmiş turist mekanlarının alması, parıltılı neon ışıkları ile aydınlatılmış tabelaların mimari dokuyla uyumsuzluğunun göze çarpması gibi sıralanabilecek değişiklikler tartışmaların esas gündemini oluşturuyor. 

Taksim bugünkü ‘vasat’ görünümünün tam aksine tarih boyunca her zaman modernleşmenin bir simgesi olmuştur. ‘Modernleşme’ başlığının altını çizerek Taksim’de yapılmak istenen projelere bir kez daha mercek dayayalım ve gelin İstanbul’un bu kadim meydanının tarihinde bir yolculuğa çıkalım:

Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti; İstanbul, Üsküdar, Galata ve Eyüp olmak üzere 4 kadılığa ayrılmıştı. Kadıların bölgelerindeki inşaat faaliyetlerini kontrol etme ve kentin temizliği gibi günümüzde belediye sorumluluğunda olan yetkileri de mevcuttu. “Modern terminolojiye çevirecek olursak” kadı aynı zamanda vali, hakim, belediye reisiydi” (Çelik 2016, 51).

Devlet işlerinde bozulan düzenin yeniden tahsis edilmesi için mülki ve hukuki alanda birçok reforma kapı açan Tanzimat Fermanı sonrası Osmanlı’ya ‘kent yönetimi’ hakkında da birçok yenilik getirildi. Bu yeniliklerden biri İntizam-ı Şehir Komisyonu’nun kurularak İstanbul’u, Avrupa başkentleri gibi güzelleştirme ve modernleştirme yönünde çalışmaların başlatılmasıydı. “Komisyon, çalışmaları kapsamında, çeşitli bölgelere yerel yönetimlerin yetkilerinin devredilmesi için kentin on dört daireye ayrılmasını öngören bir nizamname taslağı hazırladı”(Çelik 2016, 58).

Ancak bu taslak hemen hayata geçirilmedi. Galata, Pera, Tophane bölgesi pilot bölge seçildi ve bu bölgede çalışma yürütecek olan Altıncı Daire kuruldu. Altıncı Daire’den edinilecek tecrübeler diğer on üç dairede uygulanacaktı. Takdir edersiniz ki pilot bölge olarak buranın seçilmesi tesadüf değildi. Bölgenin gözde bir yer olması ve Avrupalı nüfusunun burada toplanması bu tercihin nedeniydi. Böylece bölgede yapılacak olan çalışmalar vasıtası ile Osmanlı’nın modernleşme adımları Avrupa’ya gösterilebilecekti.

Altıncı Daire’nin giriştiği ilk iş kadastro çalışmalarına başlayarak, bölgeyi modern bir görünüme kavuşturmak oldu. Bu kapsamda; yollar genişletilerek sokak şebekeleri düzenlendi, yeni park tasarımları oluşturuldu ve buna benzer bir dizi çalışma yapılarak bölge amacına uygun bir hale getirilmeye başlandı. “1864 yılında Taksim-Pangaltı yolu inşaat halinde iken, Taksim’de bulunan Hristiyan mezarlıklarının Şişli’ye taşınması ile boşalan alana bir bahçe yapılması düşünüldü” : Taksim Bahçesi.  Bahçenin düzenlemesi yine modern mimari tekniklere göre yapıldı.(Çelik 2016, 92)

Tamamlandıktan sonra bölge halkının gözdesi olan Bahçe kısa zamanda Pera’nın renkli hayatını yansıtan bir simge haline geldi. “Yaz mevsimlerinde burada öğleden sonraları müzik çalınır, İstanbul’a turneye gelen Fransız ve İtalyan toplulukları operetler oynardı” (Çelik 2016, 92).

Cumhuriyet döneminde Taksim Gezisi planı kapsamında bahçenin yerine Taksim Belediye Gazinosu inşa edildi. Taksim Belediye Gazinosu 29 Ekim 1939’da verilen bir Cumhuriyet Balosu ile açılarak gerek batılı tarzda bir eğlence mekânı olması gerekse çeşitli birçok etkinliğe ev sahipliği yapması bakımından Cumhuriyet sonrası modernleşme projesini temsil eden bir mekân haline geldi.  İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nın alaturka ve alafranga konserleri düzenli olarak burada yapılıyordu. Cemal Reşid Rey idaresinde Şehir Orkestrası, Muhittin Sadak idaresinde Şehir Korosu, Oda Müziği Konserleri gibi birçok etkinliğe ev sahipliği yapmış alanın yerinde ise bugün Intercontinental Otel yükseliyor.

Cumhuriyet dönemi gezisinin de bir hikayesi var elbette, bakalım: 1930’lu yıllara gelindiğinde İstanbul’u Yeni Cumhuriyete uygun bir biçimde ‘yeniden’ dizayn etme ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Osmanlı Devleti’nin başkentini topyekûn bir dönüşümden geçirmek isteyen Yeni Cumhuriyet, devletin modernleşme politikasına uygun bir şehir yaratmak için çalışmalarına başladı ve Fransız Mimar Henri Prost İstanbul’a davet edildi. Taksim Meydanı’nın düzenlenmesi Henri Prost ‘un planında merkezi bir önem taşıyordu. Bu dönemde 31 Mart gerici ayaklanmanın karargahı olan Topçu Kışlası yıkılarak yerine bir park ve gezi yolu yapıldı. İnönü döneminde İnönü Gezisi olarak adlandırılan yerde Yeni Cumhuriyetin modern karakterini yansıtan belediye filarmoni orkestrası konserleri için bir alan, belediye gazinosu ve Boğaziçi’ne bakan oturma alanları gibi yerler tasarlandı. “İnönü Gezisi, Prost’un imar planında Park No:2 olarak adlandırılan” ve yine bugünlerde gündemde olan Maçka Parkı’nın yapılışıyla tamamlandı. Şehrin bu bölgesinin rekreasyonu Maçka – Taksim arasına bir açık hava tiyatrosu yapılarak son şeklini aldı. (Gül 2013, 145)

Yine Türkiye’nin ilk opera binasının bu alana inşa edilmesi de tesadüf değil tabii. 1969 yılında İstanbul Kültür Sarayı adıyla açılan, geçirdiği yangın sonra ismi değiştirilerek 1978 yılında Atatürk Kültür Merkezi ismiyle tekrar hizmete giren opera binası AKP iktidarının hışmına uğrayacağı 2008 yılına kadar çok sayıda opera, bale, sergi vb. etkinliklere ev sahipliği yaptı.

1969 yılında açılışından sonra Muhsin Ertuğrul, Cumhuriyet’teki köşe yazısında Opera Binasına İstanbul Kültür Sarayı adını verilmesini “Neden Saray? Hangi çağda yaşıyoruz? Padişah sarayı, sultan sarayı, vezir sarayı, tekfur sarayı tarih sayfalarına geçmişken, niye yeniden Saray? sözleriyle eleştirerek ölümünden 35 yıl sonra Türkiye’de inşa edilen bir başka saraya da belki de göndermede bulunmuştur. 27 Kasım 1970’te, "Cadı Kazanı" oyunu sırasında çıkan yangında İstanbul Kültür Sarayı kül olmuş, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı tarafından “Cumhuriyet devrinde saray kurulmaz; bu, imparatorluk devrindeydi” denilerek 1978 yılında Atatürk Kültür Merkezi adıyla tekrar hizmete açılmıştır.

“Yeni Cumhuriyet Arap alfabesinin ve hilafetin kaldırılmasını, kıyafet konusunda batının toplumsal normlarının örnek alınmasını, kadınların parkları ve halka açık alanları kullanabilme hakkının tanımlanmasını kent planlama ilkelerinin ve uygulamaları aracılığıyla geliştirilen yeni değerler olarak görüyordu” (Gül 2013, 213).

İşte Taksim tüm bu değerlerin bir aynası olarak Cumhuriyet tarihi boyunca; çok kültürlülüğüyle, modernliğiyle, sanatsal gelişime katkısıyla, yirmi dört saat dinmeyen sesiyle önemini hep korudu. Ve artık bu ülkede siyasal sistem baştan aşağı değişirken, Cumhuriyet’in kazanımları bir bir lağvedilirken bu dönüşümün imzasını Taksim’e atmak AKP için kaçınılmazdı. Taksim Yayalaştırma Projesi ve Topçu Kışlası Projesi, Atatürk Kültür Merkezi’nin kanserli bir hasta gibi gözümüzün önünde erimesi ve 350 metre ilerisinde Hüseyin Ağa Camii varken, “kışın insanlarımız dışarda namaz kılıyor” gerekçesiyle inşa edilecek Taksim Camii bu açıdan değerlendirilmelidir.

İstiklal Caddesi’nde yürürken bu kadim semte bir kez daha bakın; değişenin sadece semtin dokusu, yolları, meydanları olmadığını fark edeceksiniz. Değişmesi istenen; tüm bu tarihsel birikim, cumhuriyetin aydınlık kimliği ve toplumsal belleğimizdir. Ve yani aslında bu bir değişimden ziyade yıkımdır. Referandumda bir karar vermemiz gerekecek; ya bu çürük temelli yapıda yaşamaya devam edecek ve yıkılırken altında kalacağız ya da bir araya gelecek ve Hayır diyeceğiz. 

Kaynakça

Çelik, Zeynep. 19.Yüzyılda Osmanlı Başkenti Değişen İstanbul. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , 2016.

Gül, Murat. Modern İstanbul’un Doğuşu: Bir Şehrin Dönüşümü ve Modernizasyonu. Çev., Büşra Helvacıoğlu. İstanbul: Sel Yayınları: 2013.