Hayır Rüzgarı - Önder İşleyen

Önder İşleyen, Meclis'te ikinci tur oylamasına bugün başlanan Başkanlık anayasası karşısındaki HAYIR rüzgarını yazdı.
2017-01-18

Meclis’te ikinci perde bugün açılıyor. AKP ve Bahçeli Bloku Meclis’ten referandum kararını almak için, ilk turda başladıkları baskıyı yoğunlaştırarak sonuç almaya çalışıyor. İlk tur oylamasındaki ‘açık oy kullanmaya zorlama’, ‘vekil takipleri’ ve ‘erken seçim tehdidi’ bu turda da dozu arttırılarak sürdürülecek. Herkesin farkında olduğu üzere bu adım yangından mal kaçırırcasına gerçekleştirilmek isteniyor.

El çabukluğuyla Başkanlığa geçme telaşının arkasında ne var? Bu konuda Erdoğan’ın, 15 Temmuz sonrası oluşan atmosferi bir sıçrama tahtası olarak kullanma isteğinden söz edilebilir. Bahçeli’ye açtırılan yoldan çabuk geçerek ekonomideki sarsıntı daha fazla hissedilmeden, iktidarı sağlamlaştırma arayışını da buna ekleyebiliriz. Ancak temelde Saray/AKP rejiminin yönetme kabiliyetinin giderek azalması var. OHAL altında tüm yetkiyi tekleştirmelerine rağmen, devletin içsel bütünlüğünün sağlanabilmesi –ve hatta AKP’nin bütünsel olarak tutulabilmesinin- sınırlarına geliniyor. Tüm yetkilerin tekleştirildiği, içerde alternatifsizliğinin pekiştirildiği bir güçle iktidar tahkim edilmeye çalışılıyor. AKP, bu şekilde içerde olduğu kadar dışarıda da kaybettiği iktidar kaynaklarına yeniden erişme, kendisini özellikle emperyalist merkezlere kabul ettirmeye çalışacak.

Siyasal İslam ancak faşist bir iktidarla ayakta kalabilir. Önemli faktörlerden birisi de bu. AKP’nin dayandığı siyasal İslamcı hegemonya kırıldı. Emperyalizmin bölgeye yönelik operasyonlarının parçası olarak desteklenen Siyasal İslam projesi Ortadoğu düzleminde stratejik bir çöküşle karşı karşıya kaldı. AKP, siyasal islamın Suriye’de ayağını bastığı bir zemin üzerinden, sürdürmeye çalıştığı fetihçi-yeni Osmanlıcı pozisyon da buna bağlı olarak büyük oranda dağıldı. Öte yandan, 2010 referandumu hatırlanırsa o dönemde siyasal islam askeri vesayet ve devletin otoriter niteliği karşısında demokrasiye açılan bir kapı olarak sunulabilmişti. Bugün bu anlamda da bir tükenmeden söz etmek mümkün. Bu ortamda siyasal islamcı iktidarın ayakta kalabilmesi ancak bugünden daha üst bir yönetime –açık faşist biçimlere- ihtiyaç duyuyor.

Ancak AKP, tüm bunları hayata geçirme konusunda önemli sıkıntılarla yüz yüze kalmaya devam ediyor. Meclis’te vekillere uygulanan baskı, Bahçeli’nin Saray fraksiyonu haline gelmesine karşın MHP içinden –tabana da yayılarak- artan tepkiler AKP-Bahçeli Bloku’nun çok rahat olmadığını ortaya koyuyor. Hatırlanırsa 2010 Referandumu öncesinde, AKP anayasa değişikliği tartışmasını olabildiğince yayma eğilimindeydi. Çekirdeğinde AKP ve Cemaatin olduğu ancak pek çok kesimden açıklanan desteklerden organize edilen sivil toplumun katkılarına ve –mayın eşeği olarak kullandıklarını yıllar sonra itiraf eden- yetmez ama evet liberalizmine uzanan geniş bir Koalisyonla evet çizgisi hegemonik konumdaydı. Bugün ise tam tersine yakın bir tablodan söz etmek mümkün. AKP, anayasa değişikliğinin içeriğini tartıştırmak bir yana Meclis’te dahi konuşturmadan referanduma gitmek istiyor. Konuşanlar ikna edici argümanlar ortaya koymakta zorlanıyor. Tek başına yönetip, istedikleri gibi at koşturdukları 15 yılın ardından ‘istikrar ihtiyacı’ gibi argümanlarla süreci aşabilmeleri kolay görünmüyor. Ekonomideki sıkışmanın yarattığı sonuçlar, ülkede güvenliğin kalmaması, huzursuzluğun had safhalara ulaşması da –AKP tabanı dahil- tüm toplumu etkileyen faktörler olarak öne çıkıyor. Bu tabloda AKP’nin Erdoğan’ı sahaya sürme, çatışmayı derinleştirme ve toplumdaki parçalanmayı daha da yoğunlaştırmak –özetle son 1 yılda yaptıklarını tekrarlamak- dışında bir seçeneği kalmıyor. Bu tabloda AKP’nin işi hiç de kolay olmayacak.

Anayasa değişikliğinin Meclis gündeminde olduğu bu aşamada HAYIR çizgisinin ise toplumun tüm katman ve kesimlerinde karşılık bulduğunu görmek mümkün. Bekir Bozdağ’ın muhafazakar tabanı işaret ederek, referandumda kurmak istedikleri dengenin şu aşamada pek de gerçekçi olmadığını, aksine HAYIR’ın potansiyel olarak yüzde 60’larda düşünülebileceği bir tablo var. Kuşkusuz, bu geniş HAYIR yelpazesinde çeşitlilik ve neredeyse uzlaşmaz çelişkilerden söz edilebilir. AKP, özellikle kendi potansiyeli içinde olan kesimleri etkileme noktasında bu çelişkiler üzerinden ilerleyen bir taktik izlemeye çalışılıyor. CHP ve HDP’yi karşısındaki tek bir  blok olarak alarak gösterip HAYIR’ı bu eksende tanımlıyor. Bununla özellikle MHP tabanındaki HAYIR’ları azaltmaya çalışıyor. Olası referendum sürecinde bir yandan HAYIR üzerinden baskı kurarken öte yandan da ‘milli seferberlik’ ekseni ile muhafazakarlık ekseninde toplumsal kutuplaşma yoğunlaştırılmaya çalışılacak. Bu dönemde HAYIR siyasetinin AKP’nin taktiklerini de boşa çıkartacak bir maharet göstererek, HAYIR’ın tüm biçimleriyle çoğalmasına, tekleşmemesi ve birbiriyle çatışmaya girmemesini önemseyen bir tarzla mücadele edebilmesi önem kazanıyor. Bugün en azından Evet’ten daha büyük olan HAYIR potansiyelinin kuvvetlendirilerek referanduma taşınabilme becerisi gösterildiğinde, sonucu belirlemek de mümkün olacaktır.

HAYIR’ın en aktif unsuru sol olacaktır. Ülke tarihinin en kritik aşamalarından birisi olacak referandumda elbette dozu arttırılmış bir baskı ile karşı karşıya kalarak verilecek siyasi mücadele solun ülkenin kaderine tesir etme olanağını da ortaya çıkarmaktadır. Mevcut kriz tablosu içinde halkın iniyasitifinin belirleyici olabileceği en önemli uğrak noktası referandumdur. Sol bu dönemde HAYIR rüzgarının sürükleyicisi olarak memleketin sorumluluğunu sırtlayacaktır. HAZİRAN, Meclisleri ‘HAYIR Meclisleri’ olarak sokak sokak, mahalle mahalle, ev ev HAYIR’ı çoğaltmak için şimdiden rüzgarı körüklüyor… Şimdi daha fazla !